🕺 Inançla Ilgili Ayetler Ve Anlamları
Kurân-ı Kerim'in içine aldığı başlıca hükümler: 1. İnanç hükümleri. Başta Allah'a iman olmak üzere, meleklere, kitaplara, ahiret gününe, kaza ve kadere, âhirete ait önemli konular inançla ilgili çeşitli meseleler Kur'an'ın kapsadığı konuların başında gelir.
İnançlaİlgili Meseleler İnançla İlgili Felsefi Yaklaşımlar; Yeni Dınî Hareketler; Kur’an’dan Mesajlar: En’âm Suresı 59. Ayet Ve Lokman Suresı 27. Ayet; İnançla İlgili Felsefi Yaklaşımlar. Allah (c.c) insanı akıl ve irade sahibi bir varlık olarak yaratmış ve onun doğru karar vermesini ve davranmasını istemiştir.
O ilim bakımından herşeyi kuşatmıştır." Enbiya Suresi, 74. ayet: Lut'a da bir hüküm ve ilim verdik ve onu çirkin işler yapmakta olan şehirden kurtardık. Şüphesiz onlar, bozulmaya uğrayan kötü bir kavimdi. Enbiya Suresi, 79. ayet: Biz bunu (hükmü) Süleyman'a kavrattık, her birine hüküm ve ilim verdik.
EzberlenecekSureler, Ayetler ve Anlamları - Yâsîn Suresi 1-12. Ayetler. Yâsîn Suresi 1-12. Ayetler . İlgili Kazanım. Kapat.
Ohüküm ve hikmet sahibi, öğülmeye layık olan Allah tarafından indirilmiştir. (FUSSİLET/42) Bu kitabın indirilişi, Azîz ve Hakîm olan Allah tarafındandır. (ZUMER/1) - Cebrail vasıtasıyla vahyolunmuştur . Onu, müthiş kuvvetleri olan biri öğretti (NECM/5) Sonra (Cebrail ona) yaklaştı ve (aşağıya doğru) sarktı.
KURANDAKİ AYET SAYISI. Kur'an-ın 114 sûresindeki ayetlerin toplamı 6236 ayettir.Buna 113 adet (tevbe suresi hariç) sûre başlarındaki besmeleleri eklersek,6349 rakamı ortaya çıkar.14 tane'de hurufu mukattaa harflerini eklersek 6363 ayet ortaya çıkar. Sonraki Kayıt Ana Sayfa.
BAKARA 41.AYET Elinizdekini (Tevrat'ın aslını) tasdik edici olarak indirdiğime (Kur'an'a) iman edin. Sakın onu inkâr edenlerin ilki olmayın! Âyetlerimi az bir karşılık ile satmayın, yalnız benden (benim azabımdan) korkun. BAKARA 62.AYET BAKARA 4. AYET Şüphesiz iman edenler; yani
Açlık ile ilgili ayetler ve hadisler, kısaca içinde Açlık geçen Kuran ayetleri ve sahih hadisler, Açlık hakkındaki ayetlerin ve hadislerin mealleri Türkçe anlamları, açıklamaları. Açlık Hakkında Kuran Ayetleri. Gaşiye Suresi, 7. ayeti: Ne doyurup-semirtir, ne açlıktan korur.
nean Usûli’d-Diyâne ve el-Lüma”, “Nesefi Akaidi” gibi eserlerden faydalanabileceğini belirtmiştir. Verilen metne göre aşağıdakilerden hangisi çıkarı-lamaz? A) Ayetler İslam inanç esaslarının temelini oluştu-ran kaynaklardan biridir. B) Mütevatir hadisler İslam akaidinin temel kay-nakları arasında yer alır.
B0mrH. İslamın şartlarından ve İslama girişin ilk basamağı olan mübarek ifade; Kelime-i Şehadet. “Sizin ilahınız bir tek ilahtır. Ondan başka ilah yoktur. O Rahmân'dır, Rahîm'dir.” Bakara Suresi, 163. Ayet Kelime-i Şehadet, Müslüman olacak ve İslam ile onurlanacak kişilere ilk öğretilen şeydir. Tevhidi ve Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın peygamberliğini ifade eden Kelime-i Şehadet ile; hem tek ilahın Allah olduğunu kabul edilir hem de Hz. Muhammed Allah’ın elçisi olarak peygamber kabul edilir. Aynı zamanda Kelime-i Şehadet getiren kişi, tüm bunlara şahitlik de etmiş olur. Peygamberimiz şöyle buyurmuştur “Kim samimiyetle Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Elçisi olduğuna şehadet ederse; Allah ona cehennemi haram kılar.” Buhari 49 Kelime-i Şehadet; edilmesidir. Bu tanıklık kesin bir bilgi ve inancın telaffuz edilmesidir. Kelime-i Şehadet Türkçe Okunuşu “Eşhedü En Lâ İlâhe İllallah Ve Eşhedü Enne Muhammeden Abdûhü Ve Resûlü” Kelime-i Şehadet Türkçe Anlamı “Ben şehadet ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed aleyhisselam Onun kulu ve resulüdür.” Allah’a Verilen Söz Kelime-i Şehadet getiren kişi, Allah’tan başka ilah olmadığına ve Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in Allah’ın resulü olduğuna tanıklık eder. Bu tanıklık kesin bir bilgi ve inancın telaffuz edilmesi halidir. Kelime-i Şehadet, kişiyi Müslüman kılan sözdür. Bu yüce söz kişinin ahiretini ve ebedi hayatını kurtarır. Eğer ki kişi gerçek bir inançla, kalpten şehadet ederse, bu onu kula kul olmaktan kurtarır. Şehadete erişmiş insan, tek gerçek ilah olduğunu bildiği Allah’a kulluk eder. Şehadet, insanı Allah’a kul yapar. Kelime-i Şehadet getirmek, insanın Allahuteala’ya hayatı boyunca mümince bir duruş sergileyeceğinin sözünü vermesidir. Müslümanlığın Birleştirici Gücü Müslümanlar, kelime-i şehadet sayesinde tevhid ile birbirine bağlanır. Şehadet; kültüre, coğrafyaya, dile ya da ırka bakmaz. Bunların her birini önemsizleştiren bu kutsal söz sadece inanca bakar. Her açıdan farklı olan insanlar şehadet çatısı altında aynı duygularla ve aynı inançla toplanır. Kelime-i Şehadet, biz Müslümanları Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya ümmet kılan yüce bir cümledir. Kelime-i Şehadet, Müslümanlığın sadece ilk adımı değil aynı zamanda son sözleridir. Bu da bir Müslümanın ömrünün Kelime-i Şehadetle başlayıp bitmesi gerektiğinin altını çizer. Elbette aslolan yaşanılan ömür boyunca şehadeti bırakmamaktır. Allah’a ve onun Elçisine şehadet eden bir kişi “Güç ve kuvvetin yegâne sahibi sensin. Ben de senin bir kulunum. Sen beni yarattın ve başıboş bırakmadın. Bizlere nasıl bir hayat yaşamamızı öğretmesi için elçi göndererek bizi önemsedin.” demiş olur. Kelime-i Şehadet tüm Müslümanları şehadet çatısı altında toplayan, her müminin gönlünü birleştiren bir telaffuzdur. Şehadet ile Allah’a kul, Hz. Muhammed’e ümmet olan her insan din kardeşidir ve aynı gayeler içinde, Allah rızasını gözeterek yaşamını sürdürme gayretindedir. Elbette unutmamak da gerekir ki hiç kimse Kelime-i Şehadet’i söylemeye zorlanamaz. Zorla şehadet eden kişinin şehadeti geçerli sayılmaz. Eğer kişi kendiliğinden Kelime-i Şehadet getirdiyse de İslâmiyet’in kural ve gereklerini öğrenip yerine getirmesi gerekir. Bir önceki yazımızda Üç Ayların Başlangıcı; Recep Ayı hakkında bilgiler yazılardan bir kısmı ise şöyle; Güven Toplumu; Daru’s Selam – Tüm Yaşamın En Önemli Anı; “Müslüman Ölmek” – Tefekkür Nedir? Tefekkür ile İlgili Ayetler Hangileridir? – İman Artıp Eksilir Mi? –Kur’an-ı Kerim, Allah Sevgisi İçin Neler Söylüyor? – İnsanın Yaratılışı! – Şükrün Önemi ve Çeşitleri – Salât ü Selam Nedir? Nasıl Salavat Getirilir? – Kur’an’da Kıyamet Alâmetleri – Kafirun Suresi Anlamı, Okunuşu ve Önemi –İnsan Yeryüzünün Halifesidir – Dinden Dönme – İrtidat
21. yy insanlığının Sûr’una üfürülen nefesin bir neferi olabilmenin yolu.. Değerlerini tüketerek, yozlaştırarak azap içinde can çekişen; ölmekte olan bir toplumun canlandırılması Kıyameti, tüm varlığı Hak ile kucaklayan diri bir hayat görüşünün ~Allah’ın dini ikamesi için gayret etmek. “İnanan” bir insan modunu aşıp Özüne Güvenen ve topluma güven veren bir Mü’min pozisyonuna dirilmek ba’s.. Kur’an, Hayat, Evrensel İlkeler ve bundan süzülen Hikmet odaklı bir yaşam biçiminde ~din, -insanın doğası gereği- atalar dini, hurafeler, eklemeler, kavramsal tahriflerle meydana getirdiği eksen kayması.. “Ve kâfirler/hakikati örtenler; “üstün gelmeniz için bu Kur’ân’ı dinlemeyin, Kur’anın içinde anlamsız sözler yapın/anlaşılmasını her türlü yolla engelleyin” dediler” Fussilet-26.“Yahudilerden bazıları, Allah’ın kitabındaki kelimeleri, ifadeleri, aslî mânalarından uzaklaştırarak tahrif ediyorlar, değiştiriyorlar.” Nisa-46. Eksene yönelme gayreti içerisinde cesedine ruh üflenecek, –Hayat Kitabı- Kur’an’a ait çok sayıda kavram olsa da; temelde bulunan “İman” kelimesini önceleyip orijin manasını hatırlatmak hem bireysel hem de toplumsal dirilme sürecimiz açısından çok önemli! Çünkü delile, kesin bilgiye yakin ve subjektif tecrübeye ayn’el yakîn, müşahede önem vererek bunları kapsayıcı; fenomenolojik > Güven hissi, hâli veya ontolojik > Eminlik makamı bir TAMLIK, TAMAMLANMIŞLIK, BÜTÜNLÜK durumuna işaret eden “İman” kavramı ne yazık ki kuru, cansız ve hatta körü körüne ardından gidilen bir inanç kavramına isimli zaman ve inançlar üstü evrensel bakış açısının, çok sayıdaki inanç sistemlerinden bir tanesi olarak addedilmesi de bu bakış açısının ürünü! Ve de -kıyasa sokularak- en son ! gelen ve diğer inanç sistemlerinden üstün olan bu inanç ! geleneğinin ? de müntesibi olmanın kurtulmaya yeteceği sanılıyor!Kalbe ait İman kavramı bu derekeye hasredildiğinden, üstüne bir de nereye kadar iman nereye kadar akıl tarzında sorular bin yıldır tartışılagelmiş. İman duygusu, salt inanç olarak alındığından, Kalp çalıştıran, Kalp genişleten “akletme, düşünme, anlama, idrak etme” gibi bir çok diğer kavram ile bağlantılarından gelmişken.. Kur’an kapsamında bahsi geçen Kalp kavramının madde bedendeki Kalp organı ile bağlantısı sadece simgesel düzeydedir. Akıl ile maddi kalp arasında bilimin tespit etmiş olduğu bir bağlantı bulunmuyor. Vücudumuzdaki toksinleri temizlemeyle ilgili organın karaciğer, böbrek oluşu gibi akletmek iki düşünceyi birbirine bağlamak, bilgi parçasını sistemde en uygun yerine koymak ve diğer benzeri düşünmek, anlamak, idrak etmek vs. yetilerimiz de beyin hücreleri, beyin ile “bağlantılı” bir “Kalp” kelimesi ve kavramı akletmenin Kur’an’da “akıl” kelimesi geçmez, hep fiil > akletmek şekliyle kullanılır, anlamanın, öğüt almanın, düşünmenin gerçekleştiği, iman duygusu veya bizatihi, öznel tecrübe ile tatmin edildiği 2260, 16106; Evrensel, Tekil-Tümel RUH ile kişilik arasında, ikisine de TEĞET arayüzdür, KALIP’tır, manevi bir Nefis-kişisel benlik sınırlarında/kalıplarında kalıp genişletilmez/mühürlenir ise evrensel hissediş yükünü kaldıramayan dünyevi çalışan akıl akl-ı meaş olarak kalır; nefsin sınırlarından genişleyip LÜBB evrensel çalışan, tertemiz akli odak sahibi Ûlul-elbâb olursa işte o zaman Evrensele işlemi beyin hücreleri üzerinden olur; ama “anladım” dediğimiz noktanın, yani FIKIH’ın gerçekleştiği, arkadaki FON, KALIP’tır, KALP’ kapatın, kolunuzu havaya kaldırıp hiç hareket ettirmeden kolunuzu hissedin! Bu hissetme ortamı KALP’tir, fiziksel olmayan kalıbımızdır. Bu kalıbın beyin/zihin haritalarınca oluşturulan hologramik görünümü ise şu madde bedenimiz. Kalbin/kalıbın temsili görünümü ve doğru bir ifade olmasa da ? madde dünya aracısı ? da beyin..Biz “kendimizi”, “benliğimizi” gözlerimizin gerisinde, kafamızda sandığımızdan, ANLAMA da kafamızda oluyor sanıyoruz. Ki evrimsel süreç açısından bu beyin oyunu/hilesi bize avantaj sağlamakta. Topuğumuzda olsaydı bu “benlik hissi”, av-avcı ortamında riskli olurdu bu biraz İman kelimesini deşelim“İman etti” Arapça “amene” ibaresi, E-M-N; “Tamlık, bütünlük, emin olmak, güvende hissetmek” kök fiilinden -başına “Elif” harfi getirilerek- bu fiili geçişli kılacak yani nesne alacak şekilde türetilmiş formudur. Yani, E-Mi-Ne أَمِنَ > Emin oldu, güvende hissetti; Â-Me-Ne ءَامَنَ > kendini veya bir başkasını emin kıldı, güvenliğini sağladı, emniyet verdi orijin, asli mana için Kureyş suresinin mealine bakılabilir – âmene hum min havf > Onları korkularından emin kıldı, güvenliklerini sıkça tekrarlanan “ellezîne amenû”; iman, yani bu güven duygusu kalbine yenice yerleşen veya zayıf olanlar için kullanılırken; kendisini salih amelleriyle geri dönüşü zor bir güven/emniyet/bütünlük içerisine dahil eden ve/veya bir başkasına da güven veren, güveninden şüphe olunmayanlar da Mü’min kelimesi ile ifade ediliyor El-Eminlik sıfatı. Şu ayet ve hadis de bu unutturulmuş anlamı tefsir etmekte.“İman edenler ve imanlarını zulüm ile karıştırmayanlar… İşte güven/eminlik/tamlık hissi onlarındır“ 682. “Mü’min elinden ve dilinden emin olunan kimsedir.” irfanın, aklın, sorgulamanın, yapıcı eleştirinin, tatlı bir başkaldırının, -şeytani bir isyanın değil de- Âdemi bir asiliğin 20121 olmadığı bir zihinde TAMLIK=İMAN oluşabilir mi? Aksine kuru ve körü bir inançla şüphe sancıları içerisinde ya içsel bir çelişkiye çıldırır ya da umursamazlığıyla yaşamına devam eder!Rasullük gibi bir makamda bulunan İbrahim’in, anlama, sorgulama sürecinde 2260, imanının da bulunduğu kalbini doyurma, tatmin etme çabası bir Tamamlanma isteği değil de nedir?Kalplerimizin ancak bilgiyi tecrübe ederek 2260 ve de iman ile tatmin olabileceği 16106 eşlenikliğine, bağlantısına ne demeli? İşte bu asıl ve asil anlam ekseninden kaydırılıp, önemsenmeyip, uygulanmayıp, unutturulup, “inananlara” indirgendiğinden belki de, bugün yeryüzünde en güvenilmeyen toplumlardan biri olmuştur müslümanlar! Benzer gramer kuralıyla, S-L-M olumsuzluklardan uzaklık, selamet, barış kökünden türetilen Müslim ve çoğulu Müslüman kelimesi de “hem kendini hem de toplumu her türlü sıkıntıdan aktif bir şekilde uzaklaştırmaya çalışan” şimdi gelelim neye ve/veya neyle Güven/İman konusuna?İnanılabilecek olgu sayısı sınırsız iken; İman, inançlar bütünü olmadığından, Kur’an’da İMAN’ı, iman duygusunu sağlayacak gerçekleri şöyle okuyoruz1- Allah’a, 2- Melekler’e, 3- Rasullere, 4- Kitaplara, 5- Ahiret sürecine İMAN=GÜVEN, veya gramer açısından ikinci anlamıyla bu beş gerçeklik aracılığıyla kendini güvende hissetme ve topluma, başkalarına da güven noktada akla “kadere iman” konusu gelebilir. Bir çok diğer itikadi konu gibi, Kaderin, yani –önceden yazılmış bir alınyazısı değil de- iskelet bir programın, bir ölçünün olduğunun bilgisi, Allah’a, Rasul’üne ve Kitabına güvenin, doğanın gözlenmesinin 105, 1317, 2318, 3639, 4110, 4311, 5449, 5660, 7320, 8019 bir = ÖZe Güven ve Öze güvenin belirginleştirdiği ÖZ-Güven! Toplumun, dış etkenlerin hayalen inşa ettiği, tetiklediği, tepkileştiği ve her an yıkılması muhtemel egosal bir gurur değildir bu..– Allah’a > Tüm boyutlarıyla hayata güvenmek ve bu güvenle hareket etmek!– Meleklere > Potansiyelindeki “yetilere”, Allah’ın güçlerine, manalarına güven!– Kitaplara > Yetilerinle hayattan “okuduklarına”, birikimine güven!– Rasullere > Okuduklarınla sende çıkmakta olan “Şuur basamaklarına” güven!– Ahiret Sürecine > “Şuurunla” açığa çıkanların sana geri döneceğine güven,ve bu ilkeler ile toplumuna güven ver, güven veren bir insan inanç olmadığı içindir ki, örneğin, cinlere, uzaylılara İMAN diye bir kavram olmamıştır. Cinler, uzaylılar GÜVEN konusu kapsamında değillerdir çünkü. “Ben uzaylılara güveniyorum” şeklinde dinde bir gereklilik olmaz. Bize bir getirisi yoktur bu inancın. Cinlere, uzaylılara ve hatta çeşitli tanrı tasavvurlarına ancak bir İNANÇ olur ve inanç grupları çekişmeye, ispat yarışına girer. Allah’a ise İMAN edilir, O’na güven duyulur ve bu öze-güven ile İBADET, yani Allah, Varlık, kendimiz ve toplumun gelişimi için Hizmet edilerek toplumun güvenliği, emniyeti, selameti için çalışılır. Bu arada anlamı “tapınma” sözcüğüne sürülen bir kelime, İbadet..Çok yaygın şöyle bir algı var Sanki, ötelerde, başka tanrılara inanılmasını ve tapınılmasını kıskanan veya kendisine inanılmamasını hazmedemeyen ve bu kızgınlığıyla bu kişileri cehenneme tıkayacak, kendine inananları ise en güzel şekilde ağırlayacak bir tanrı anlayışı. Sanki din spesifik olarak ateizmle, deizmle veya diğer teist inançlarla mücadele, onlara galip gelmek için gelmiş gibi.. Ve binlerce yıldır süregelen benim tanrım seninkini döver tartışmaları..Halbuki, müslümanlar tarafından da bir tanrıya indirgenmiş olan El-Kebir Allah, tüm manaları, özellikleri Kur’an’daki “Biz” hitabı, yansımaları ile ortada olandır. Varlık olarak kendini gösteren, Allah manalarının sınırsız bileşimleri ve devinimleri.. Bu minvalde Varlığın kendisi olan, bu tartışmaların muhatabı ortada olan, herkesin, eylemlerinizle, vücudunuzla gördüğü varlığınızı ispatlamaya çalışır mısınız?Allah, El-Hak’tır, Varlığı apaçık ortada olandır! Bakın, Kur’an’da Allah, sayfalar dolusu delillendirme, inandırma çabasına girmeden ortada, ayan beyan olandan örnek vererek Varlığını nasıl ortaya koyuyor“Yeryüzünü de ölü, kupkuru görürsün. Biz onun üzerine yağmur indirdiğimiz zaman kıpırdar, kabarır ve her türden iç açıcı çift çift bitkiler bitirir. Bu böyledir. Çünkü Allah, O Haktır apaçık ortada olandır!.” 225-6.El-Hak’tır O. Rasul’ünde açığa çıkışı da Haktır, ve Hakkın yani gerçeklikle uyumlanmanın mücadelesidir! Kimin, neye inandığından ziyade toplumların Hakk’ı ne kadar davranış dünyalarına kattığı ile ilgilidir. Bilgilendirme çabasının ötesinde bir Şuurlandırma kaynağıdır. Tabiri caizse, derdi El-Hak isminin tecelli etmesidir; Hakk’ın, hukukun, adaletin ikamesi, huzur ve barışın sağlanması, Şirkin kaldırılmasıdır. Eğer, tanrılı veya tanrısız bir inanç veya ideoloji ZULÜM, HAKSIZLIK, ŞİRK içeriyorsa elbette Mü’min orada Cihattadır/ mücadelesi Allah’a inanılmaması üzerinden değil idi. Halihazırda mücadele ettiği inançlı ! toplum Rasul’e karşı savaşırken Allah’tan yardım isteyecek kadar Allah’tan haberdar ve inançlıydı. Tıpkı günümüzde olduğu gibi..“Allah’ım! Bizimle akrabalık ilişkisini keseni, bize bilmediğimiz şeyleri getireni ve adamlarını helak et. Bu gün burada haklı olanı galip kıl, haksız olanı perişan et.” Ebu Cehil – Bedir Savaşı öncesi Kabe örtüsüne bürünerek ettiği duaVarlığı ortada olana inanç olmaz; ama varlığı ortada olana GÜVEN=İMAN olmayabilir. İşte Rasulullah’ın toplumunda karşılaştığı da günümüzdeki gibi Allah’a, Ahirete Güven sorunu veya önemsememe idi, inanç değil. İşte, kişide örtülen bu GÜVEN duygusunun adıdır KÜFÜR!. İşte, Allah’a İMAN’ın eksilmesi, kaybolmasıyla, varlık katmanlarımızdan bir veya bir kaçının doğurduğu açlık sonucu, nesne ve öznelerin birer “vesile” 535 olduklarını unutup, bağımsız varlıkları, güçleri varmış gibi onları güven kaynağına dönüştürme davranışıdır ŞİRK! Kur’an’da da arzuyu ilah edinmek, mal-mülk yığmak, peygamberleri, din adamlarını, din bilginlerini rabler edinmek, sevginin dozunu kaçırmak, onlara dua etmek, dinde Allah’tan gayrı hüküm koyucular kabul etmek, O’nun berisinden veliler edinmek, ataları körü körüne taklit gibi ayrı ayrı konularla örneklenerek vurgulanmış olan ve temelini insanlardaki fıtri olmayan, aşırılaşmış sahiplik ve Allah dışında başkalarına abartılı aitlik duygusundan alan davranışlar bütünüdür Şirk. Şirk örneği kimi ayetler; 2165; 314, 79, 80; 73,37; 931; 1756; 10106, 107; 1115, 16; 2212; 2543; 3031,32; 3121; 352, 5, 22; 3674-75; 393, 38; 4323; 6836-40; 7218, 20; 739; 94 içsel yaşamımızda ve yerde dışa dönük yaşamımızda ilahlar edinmek! Ve ayete göre, şirk koşanlar iyi niyetleri nedeniyle şirk içinde olduklarının farkında olmayabiliyorlar 622,23.Örneğin, Allah’a güvenmediğinden, mal üstüne mal biriktirir hırsla, geleceğimi kurtarayım diye, maldan medet umarak, mala GÜVENerek, Allah’a ait bir kavramı nesneye, mahluka yükleyerek Mülkte Allah’a ortak koşar, ŞİRK’e düşer kişi. Ötede veya içeride mistik bir tanrı tasavvuruna inanıp diğer inanmayanları cehenneme yollamak rahattır, kolaydır; Allah’ın manalarının sonugelmez muhteşem dansı olan HAYAT’a GÜVENip de maldan verip ŞİRK’ten temizlenmek, arınmak 9218 ise zor olandır. Özellikle, malından toplum için paylaşmayıp Huzur da açığa çıkmadığından İMAN’ı azalan kişi, nesne/özne vesilelere aşırı yönelimi ile hevasını/arzusunu ilah edinecektir 2543.Kendimizde karşılıklarını bulmamız gereken, KÜFÜR’ü, ŞİRK’i destekleyen davranış modellerinin adları Kur’an’da Müşrik, Münafık, Yahudi, Nasara vs. olarak geçer. Kur’an’da örneğin Yahudilerin özelliklerinin sıralandığı tüm ayetler lütfen müslüman “etiketli” bizlerde, toplumumuzda bu özellikleri kontrol edelim, bknz., 279, 91, 96, 101, 105, 111, 179; 364, 71, 75, 78; 446, 160, 171; 518, 41, 82; 763, 169; 930, 31; 5716, 626 bizlerin ne derece Yahudi olduğumuzu gösteren birer mihenk Allah ile kurulmamış ve/veya Allah’a olmayan GÜVEN duygusu ŞİRK’e düşürecek eylemlere, başkalarına da güven vermemeye ve nihayetinde toplumdaki total bir güvensizliğe, emniyetsizliğe neden olur > kavimlerin helakı, yok oluşu. DiN’in yaşandığı, meDeNiyetin hüküm sürdüğü meDeNi bir meDiNe, kuru, ruhsuz bir ceset şehrine dönüşür dîn, medîne, medeniyet, medeni aynı kökten gelen kelimeler.Ahlaksızlığın, kural tanımazlığın, güvensizliğin, cehaletin, güdümlü dini yaşayışların bilinçlice yayılarak Tanrı’nın kıyamete zorlandığı bu dönemlerde, asrı saadet dediğimiz mutluluk, güven çağının yeniden inşası için inancın kaygan gölgesinden İmanın sapasağlam ışığına yükselmemiz gerekiyor!Rabbül Alemin toplumsal silkinmemizi nasip etsin!
İslam’da verilen sözü tutma ve emaneti korumanın önemi nedir? İslam’da emanet ve emaneti yerine getirmekle ilgili ayet ve emanet ve emaneti yerine getirmek hakkında ayetler ve emanetle ilgili ayet ve hadislerin açıklaması. EMANETLE İLGİLİ AYETLER 1. “Hiç şüphesiz Allah size, emanetleri ehline teslim etmenizi emreder.” Nisâ sûresi, 58 Bu âyetin tamamının anlamı şöyledir “Hiç şüphesiz Allah size, emanetleri ehline teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adâletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel bir öğüt veriyor. Şüphesiz Allah işitir ve görür.” Emanet, insanın emin ve itimat edilir olması, kendine maddî ve manevî bir şeyin gönül rahatlığı ile korkusuzca teslim edilebilir ve istenildiğinde sağlam bir vaziyette alınabilir halde bulunması demektir. Ayrıca insanın bu eminliği sebebiyle, gerek Allah gerek insanlar tarafından herhangi bir surette kendisine bırakılmış olan şeye de emanet denilir. İnsan, Allah Teâlâ’nın emanetini taşıyan bir emin, bir vekil olma niteliğine sahip yegâne yaratıktır. Bu sebeble, bütün yaratıklar üzerinde hüküm ve tasarruf yetkisi, sadece insana verilmiştir. İnsan, bu yetkiyi ne kadar mükemmel kullanıp yerine getirir ve emaneti yerli yerine koyabilirse, kıymeti o derecede artar ve yükselir. Emanet ile hükmün, yani hâkimiyetin bu birbirinden ayrılmaması gereken alâkasından dolayı, önce emanet, arkasından da adaletle hükmetme emredilmiştir. O halde emin olmayanın adil olması herhalde düşünülemez. Bu üstün nitelikleri bir arada topladığı için, bu âyet-i kerîmenin, dinin ve şeriatın tamamını işaret yoluyla ifade ettiği ve ahkâm ayetlerinin esası kabul edildiği söylenmektedir. İnsanın bütün davranışları, Rabbine, kendine ve halka karşı mükellef olduğu üç çeşit emanetin dışa akseden görüntüsüdür. Rabbine karşı emanete riâyet eden bir kimse, Allah’ın hükümlerine, ilâhî kanunlara uyar. Bu, bütün uzuvları ilgilendiren vazifelerimizle doğrudan alâkalıdır. Çünkü insanın her uzvu kendisine verilen bir emanettir. Her emaneti, yerli yerinde ve Allah’ın rızasına uygun tarzda kullanmak, korumak gerekir. Aksi takdirde emanete hiyânet edilmiş olur. İnsanın kendine karşı eminliği, din ve dünya işlerinde en doğru ve kendine en faydalı olanı tercih edip seçmesi, zararlı olan her şeyden uzak durmasıdır. Halka karşı emanet sahibi olmak, insanların hak ve hukukunu gözetmek, onlara zarar ve ziyan vermemek, insanları aldatmamaktır. Yöneticilerin halka adaletli davranması, âlimlerin insanları hak olan yola, doğru itikada ve sahih amele sevketmesi, halkın da yöneticilere ve âlimlere hıyanetten sakınması bu emanetin gereklerindendir. Eşlerin birbirine karşı hak ve vazifeleri, ırz ve namuslarını korumaları, çocuklarını terbiye etmeleri de emanetin içinde sayılır. O halde emanet, Allah’a karşı hak ve vazifeleri, kulların hukukunu, yani umûmî ve husûsî hukuku, bunlarla ilgili olan davranışları, sözleri, itikâdî, amelî ve ahlâkî alanı, maddî ve manevî hakların hepsini kapsayıcı bir niteliğe sahiptir. Âyet-i kerimedeki emir de bütün mükellefleri içine alır. Müfessirlerden pek çoğu gibi, fakihler ve diğer İslâm âlimleri de bu âyetin özellikle emirler, iş başındaki idareciler hakkında nazil olduğu kanaatindedirler. Çünkü her işi ehline tevdi etmek ve adaletle hükmetmek onların görevidir. Ancak, herkesin bir sorumluluk taşıdığı gerçeği göz önüne alınınca emanetin, yükümlülüğü ölçüsünde herkesi ilgilendirdiği neticesine varılır. 2. “Biz emaneti göklere, yere, dağlara sunmuşuzdur da onlar bunu yüklenmekten çekinmişler ve ondan korkup titremişlerdir. Pek zâlim ve çok câhil olan insan onu yüklenmiştir.” Ahzâb sûresi, 72 Allah Teâlâ’nın göklere, yere ve dağlara sunduğu emanet, gerek kendi hukukuna, gerek insanların hukukuna yönelik emir ve yasaklardan, zorlama ve cebirle değil, rıza ve seçme hürriyetiyle yaptırmak istediği fiiller, vazife ve mükellefiyetlerdir. Bu emanet, gök, yer ve dağların dayanamıyacakları kadar zor, mes’uliyeti çok büyük bir yüktür. Bunların neleri kapsadığını bir önceki âyetin açıklamasında belirttik. Bu âyette, Allah Teâlâ bu yükün ağırlığını bizlere temsil yoluyla anlatmış, gök, yer ve dağların yüklenmekten korkup çekindiği ve titrediği bir yükü insanoğlunun yüklendiğini, bu sebeple de mes’uliyetimizi hissetmemiz gerektiğini hatırlatmıştır. İnsanoğlu çok zâlim, haksızlığa ve başkasına eziyet etmeye çok yatkındır. Allah’ın ve kulların hukukunu yüklendiği halde, bunları gereği gibi yerine getirmediği için de kendine yazık etmektedir. Aynı zamanda çok câhildir. Çünkü âlim olsaydı, akıbetini bilir, düşünür ve zulmetmezdi. EMANETLE İLGİLİ HADİSLER 1. Münafığın Alametleri Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu “Münafığın alâmeti üçtür Konuşunca yalan söyler, söz verince sözünden cayar, kendisine bir şey emanet edildiğinde hıyanet eder.” Buhârî, Îmân 24; Müslim, Îmân 107-108. Ayrıca bk. Buhârî, Şehâdât 28, Vesâyâ 8, Mezâlim 17, Cizye 17, Edeb 69; Tirmizî, Îmân 14 Bir rivayette “Oruç tutsa, namaz kılsa ve kendini mümin zannetse bile” buyurulur. Müslim Îmân 109 Hadisin Açıklaması Münafık, içinden kâfir olup, dışından müslüman görünen kimsedir. Eğer bu görüntü imanda ise, nifâkı küfürdür. İmanda değilse amel bakımından münafıktır. Münafıklık, Kur’an ve Sünnet’te üzerinde çok durulan bir konudur. Biz burada nifâk ve münafıklık konusuna girmeyeceğiz. İlgili bahislerde alâkası miktarınca bu konuya yer verilecektir. Bu hadis, ileride 690 ve farklı bir rivayetle 1546 numara ile tekrar gelecektir. Münafıklık alâmetlerinden biri, emanete hıyanettir. Hıyanet, emanet edilen şeyde, dine, şeriata aykırı şekilde tasarrufta bulunmaktır. Bu hadiste sayılan üç alâmetten birincisi, yani yalan söylemek, sözün bozuk olmasına; ikincisi yani va’dinden dönmek, niyetin bozukluğuna; üçüncüsü olan hıyanet de fiilin, davranışın bozukluğuna delâlet eder. Bu alâmetler, bazan gerçekten müslüman olan birinde bulunabilir. O takdirde o kimseyi küfürle veya münafıklıkla mı itham edeceğiz? Halbuki bir müslümanın kâfir veya münafık olduğuna hükmetmenin câiz olmadığı, hatta bunun haram olduğu konusunda ümmetin icmâı vardır. İmam Nevevî, kendisinde bu nitelikler bulunan müslümanın münafığa benzediğini ve münafıkların ahlâkıyla ahlâklandığı fakat kâfir ya da münafık olmadığını söyler. Resûl-i Ekrem Efendimiz, müslümanların münafıklık alâmetlerini âdet ve ahlâk haline getirmemelerini ihtar eder ve onları bundan sakındırır. Hadisten Öğrendiklerimiz 1. Münafıklık gerçekte kâfirliktir. 2. Yalan söylemek, va’dinden caymak ve emanete hıyanet etmek münafıklık alâmetidir. 3. Müslüman olduğu halde, kendisinde münafıklık alâmeti bulunan kimse, münafığa benzeyen ve onun ahlâkıyla ahlâklanan bir kimse olarak nitelendirilir. Böyleleri için kâfir ve münafık hükmü verilmez. 4. Müslümanlar, münafıklık alâmeti ve ahlâkından uzak durmalıdırlar. 2. İslami’da Emanetin Önemi Huzeyfe İbni’l-Yemân radıyallahu anh şöyle dedi Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bize iki olayı haber verdi. Bunlardan birini gördüm, diğerini de bekliyorum. Hz. Peygamber bize şunları söyledi “Şüphesiz ki emanet, insanların kalplerinin ta derinliklerine kök salıp yerleşti. Sonra Kur’an indi. Bu sayede insanlar Kur’an’dan ve sünnetten emaneti öğrendiler.” Sonra Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bize emanetin kalkmasından bahsetti ve şöyle dedi “İnsan bir kere uyur ve kalbinden emanet çekilip alınır, ondan belli belirsiz bir iz kalır. Sonra bir kere daha uyur, yine kalbinden emanet alınır; bu defa da ayağının üzerinde yuvarladığın korun bıraktığı iz gibi bir eseri kalır. Sen onu içinde hiçbir şey olmadığı halde kabarık görürsün.” Daha sonra Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem eline çakıl taşları alarak ayağının üzerinde yuvarladı. Sözlerine de şöyle devam etti “Neticede insan o hale gelir ki, insanlar alış-veriş yaparlar da, neredeyse emaneti yerine getirecek bir kişi bile kalmaz. Hatta şöyle denilir “Filan oğulları arasında emin bir adam varmış.” Bir başka kişi hakkında da “Ne kadar cesur, ne kadar zarif, ne kadar akıllı bir kişi” denilir. Oysa kalbinde hardal tanesi kadar bile iman yoktur.” Şüphesiz ki bir zamanlar, sizin hanginizle alış-veriş yapacağıma aldırmazdım. Çünkü alış-veriş yaptığım kişi müslümansa, dini kendisini benim hakkımı vermeye yöneltirdi. Şayet hıristiyan veya yahudi ise, va-lisi benim hakkımı vermeye onu sevkederdi. Fakat bugün sizden sadece belli birkaç kişiyle alış-veriş yapıyorum. Buhârî, Rikak 35, Fiten 13; Müslim, Îmân 230. Ayrıca bk. Tirmizî, Fiten 17; İbn Mâce, Fiten 27 Hadisin Açıklaması Hadisin ravisi Huzeyfe, sahâbîler arasında fitneler, yani kıyametten önce ortaya çıkacak bir takım hâdiselerle ilgili olarak Peygamberimiz’in söylediklerini en iyi bilen kişi idi. Hadis kitapları onun bu yöndeki pek çok rivayetine yer verir. Huzeyfe’nin burada bahsettiği ve Resûlullah’dan duyduğu iki hadisten biri, emanetin kalblerin derinliğinde yerleşmesi, ikincisi de, emanetin kalkması ile ilgili olandır. Burada zikredilen emanet, yukarıda geçen âyetlerin açıklamalarında ortaya koymaya çalıştığımız gibi, öz bir ifadeyle, Allah’ın ve insanların hukuku, Allah’ın kullarına farz kıldığı ibadetler, kısaca dinin kendisidir. Bütün bunlar dikkate alındığında, emanet kavramının ne derecede büyük ehemmiyet taşıdığı ortaya çıkmış olur. Emanetin insanların kalblerinin derinliklerine yerleşmesi, kök salması onların fıtratında bu duygunun bulunduğunu ifade eder. Nitekim, Resûlullah Efendimiz, her doğanın fıtrat, yani İslâm üzere doğduğunu bildirir. Kur’ân-ı Kerîm ve Peygamberimiz’in sünneti, insanların emaneti daha iyi öğrenmesini ve uygulanmasını sağlamıştır. Çünkü onlar, farzı ve sünneti, haramı ve mübahı Kur’an ve hadisten alıp öğrendiler. Kur’an’ın yanında özellikle sünnetin de zikredilmesi, onun dinin ikinci kaynağı olduğunu, Kelâm-ı Kadîm olan Kur’an’ın nassına nisbetle ikinci dereceyi teşkil ettiğini ortaya koyar. Peygamber Efendimiz’in emanetin kalkması sözüyle kastettiği, imanın zayıflaması, semeresinin azalması ve müslümanların hassasiyetinin kalmamasıdır. Çünkü hadisin devamında bunların meydana getirdiği olumsuz neticeleri görüyoruz. İnsanın uyuması, emanetin ve imanın noksanlaşmasına yol açan, kötülük işlemeye sebeb olan gaflet halinden kinâyedir. İnsan Allah’ın Kitabından ve Rasûlü’nün sünnetinden gafil olduğunda haramlara dalar, günah işler ve neticede imanı zayıflar. Bütün bunlar emanetin kalkmasının, iman noksanlığının ve kalbin kararmasının alâmetleri sayılır. Kalb, iman nuru ile aydınlanır. İmanı olmayanın kalbi kara sayılır. Peygamber Efendimiz’in “Emaneti olmayanın, imanı da yoktur” Ahmed İbni Hanbel, Müsned, III, 135 hadisi de emanetin öneminin, büyüklüğünün ve şümûlünün bir göstergesi sayılır. İnsanın gafleti arttıkça, imanı zayıflar, eminliği ortadan kalkar, dînî hassasiyeti, hak ve hukuka riâyeti yok olur. Böylece kalbdeki siyah leke-ler çoğalır ve kalb simsiyah kesilir. O zaman insan hainleşir. Alış-verişde hainlik yapmayan, dürüst olan parmakla gösterilecek kadar az kalır. Hatta “filan oğulları arasında emin bir adam varmış” diye dillere destan olur. Oysa onun kalbinde hardal tanesi ağırlığınca bile emanetten, imandan eser kalmaz, bulunmaz. Bu hadis, zamanla insanların din ve iman cihetinde bozulacağını, emanetin yavaş yavaş ortadan kalkacağını ve insanların birbirine güvenlerinin kalmayacağını haber vermektedir. Hadisten Öğrendiklerimiz 1. İman ve emanet duygusu yaratılıştandır. 2. Kur’an ve Sünnet, insandaki fıtrî duyguların gelişmesini, öğrenilmesini ve uygulanmasını sağlar. 3. Emanet, imanı, Allah’ın ve kulların hukukunu, ilâhî teklifleri, kısaca dinin esasını ifade eden bir tâbirdir. 4. Dinde gösterilecek gaflet, imanın ve emanetin noksanlaşmasına sebep olur. 5. Sünnet, Kur’an’ın hemen yanında yer alır ve dinin ikinci ana kaynağını teşkil eder. 6. Dînî hayat ve imanın tezâhürleri, âhir zamanda daha da zayıflar ve azalır. 3. Sırat’tan Geçişi Hızlandıran Şeyler Huzeyfe ve Ebû Hüreyre radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu “Şanı yüce ve üstün olan Allah, insanları bir araya toplar. Mü’minler ayağa kalkarlar ve Cennet kendilerine yaklaştırılır. Âdem aleyhisselâm’a gelirler ve derler ki - Ey babamız! Bize Cennet’in açılmasını iste! Âdem der ki - Sizi Cennet’ten çıkaran, babanızın hatasından başka ne ki? Ben bu işin ehli değilim. Siz, Allah’ın dostu olan oğlum İbrahim’e gidiniz. Bunun üzerine İbrahim’e giderler, o da - Ben bu işin ehli değilim. Ben geriden geriye, uzaktan halîl idim. Siz, Allah Teâlâ’nın kendisiyle konuştuğu Mûsâ’ya gidiniz der. Onlar Mûsâ’ya giderler. Mûsâ kendilerine - Ben bu işin ehli değilim. Siz Allah’ın kelimesi ve ruhu olan İsâ’ya gidiniz, der. İsâ’ya geldiklerinde - Ben bu işin ehli değilim, diye karşılık verir. Bunun üzerine onlar, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e giderler. O da hemen ayağa kalkar ve kendisine şefaat için izin verilir. Emanet ve rahim akrabalık bağı gönderilir ve bu ikisi sıratın sağ ve solunda dururlar. Sizin ilk kafileniz şimşek gibi geçer. Ben – Annem babam feda olsun, şimşek gibi geçmek nedir? dedim. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem –“Şimşeği görmediniz mi? Göz açıp yumacak kadar bir zamanda geçip gidiverir!” buyurdu. Sonrakiler rüzgâr gibi, kuş gibi, koşucular gibi geçerler. Onları amelleri böyle süratli geçirir. Peygamberiniz sırat üzerinde durup şöyle der –“Ey Rabbim! Selâmete çıkar, selâmete çıkar.” Neticede, kulların amelleri kendilerini sırattan geçirmede âciz kalır. O kadar ki, yürümeye gücü yetmeyen bir adam oturağı üzerinde sürünerek gelir. Sıratın iki tarafında emrolunduklarını yakalamakla memur asılı çengeller vardır. Bazıları yaralanmış vaziyette kurtulur, bazıları da Cehennem’e yuvarlanır.” Ebu Hüreyre’nin nefsi elinde olan Allah’a yemin ederim ki, Cehennem’in dibi yetmiş yıllık mesafe kadar derinliktedir. Müslim, Îmân 329 Hadisin Açıklaması Umûmî mahiyetiyle kıyamet ahvalinden bahseden bu hadisin muhtevası oldukça açık ve anlaşılır niteliktedir. İmam Nevevî’nin hadisi bu konuda zikretmesinin sebebi, emanetin önemi ve büyüklüğünü öne çıkaran bir rivayet olmasından dolayıdır. Ancak hadiste dikkat çeken bir kaç noktaya da kısaca işaret etmemiz faydalı olur, kanaatindeyiz. Peygamberlerin ma’siyet, yani büyük ve küçük günahlar işleyip işlemedikleri konusunda âlimlerimiz çeşitli görüşler ileri sürer ve bu konuda deliller ortaya koyarlar. İşin teferruatına girmeden, genel olarak kabul edilen prensipleri şöyle hatırlatabiliriz * Nübüvvetle görevlendirildikten sonra, peygamberlere küfür izafesi asla câiz değildir. Onlar bundan tamamen ma’sumdurlar. Peygamber olmadan önce küfre nisbet edilip edilmeyecekleri konusunda görüş ayrılıkları vardır; ancak doğru olan ve çoğunluğun kabul ettiği, bunun da câiz olmadığıdır. * Peygamberlerin büyük günah işlemedikleri konusunda âlimlerimiz arasında görüş birliği vardır. Hem şer’î deliller, hem de akıl bunun böyle olması gerektiğine işaret eder. Bu sebeble, konu üzerinde icmâ vaki olmuştur. Peygamberlere mahsus olan “ismet” sıfatı da bunu gerektirir. * Peygamberlerde sehv ve nisyan, yani yanılma ve unutma gibi hallerin olabileceğini bazı âlimler kabul etmemişler ve bu yönde gelen rivayetleri tevil etme yoluna gitmişlerdir. Âlimlerin büyük çoğunluğu ise, sehv ve nisyanın olabileceğini, nitekim olduğunu söylemişlerdir ki, doğru olan da budur. * Peygamberler büyük günahlardan korunduğu gibi, küçük günahlardan da korunmuşlardır. Onların “zelle” denilen hataları ise, cezayı gerektirmeyen, kul olmanın gereği fiillerdir. Âlimlerimiz bu konuda görüş birliği içinde olup aralarında ihtilaf yoktur. Bu hadiste, bazı peygamberlerin kendi hatalarını anarak mü’minleri başka peygamberlere göndermeleri, onların tevâzuunun işareti ve ne-ticede şefaatın derece derece olduğunu anlatmak, Hz. Peygamber’in mevkiinin yüceliğini onlara öğretmek istemelerinin bir sonucu kabul edilir. Emanet ile sıla-i rahimin sırat köprüsünün iki yanına getirilmeleri, her ikisinin dindeki ehemmiyetinin ve mevkiinin büyüklüğü sebebiyledir. Bunlar, Cenâb-ı Hakk’ın dilediği şekil ve suret içinde canlı birer varlık olarak orada duracaklar, sırattan geçenlerden haklarını isteyeceklerdir. Hadisten Öğrendiklerimiz 1. Yeniden dirilme, mahşer ve hesap haktır, gerçektir. 2. Peygamberler arasında derece ve mertebe farkları vardır. Peygamber Efendimiz’in mevkii diğer bütün peygamberlerin önündedir. 3. Şefaat vardır ve Peygamberimiz mahşerde şefaat edecektir. 4. Peygamberler, peygamber olmadan önce de büyük günahlardan masumdurlar. Peygamberlikten sonra onların işlediği “zelle” denilen küçük hatalar, kul olmalarının gereğidir. 5. Sırat köprüsü haktır. 6. Emanet dinin en önemli esaslarından biridir. Sıla-i rahim de dinimizin büyük önem verdiği bir ahlâk prensibidir. Bu ikisi sırattan geçmede bir ölçü olacaktır. 4. Borç İstemek ve Borçlanmak Câiz Midir? Ebû Hubeyb Abdullah ibni Zübeyr radıyallahu anhümâ şöyle dedi Cemel vak’ası gününde, muharebe durunca babam Zübeyr beni çağırdı. Ben de hemen ayağa kalkıp yanına vardım, dedi ki - Ey oğulcuğum! Bugün öldürülenler ya zâlim veya mazlumdur. Bana gelince, bugün mazlum olarak öldürüleceğim kanaatindeyim. En büyük düşüncelerimden biri, elbetteki borçlarımdır. Ne dersin, borçlarımızı ödedikten sonra malımızdan geriye birşey kalır mı? Sonra şöyle devam etti - Ey oğulcuğum! Malımı sat, borcumu öde. Malının kalanı olursa üçte birini vasiyet etti. Vasiyet ettiğinin üçte birinin de Abdullah’ın çocukları olan torunlarına verilmesini istedi ve - Borçları ödedikten sonra malımızdan birşey kalırsa, üçte biri senin oğullarına aittir, dedi. Hişâm diyor ki - Abdullah’ın çocukları, Zübeyr’in Hubeyb ve Abbâd gibi bazı çocuklarının akranı idiler. O gün onun dokuz oğlu ile dokuz kızı bulunuyordu. Abdullah der ki - Borcunu bana vasiyet edip duruyor ve - Ey oğulcuğum! Şayet borcumdan bir kısmını ödemekten aciz kalırsan, Mevlâm’dan yardım dile, diyordu. Allah’a yemin ederim ki, ben ne demek istediğini tam anlayamadım ve - Babacığım, Mevlân kim? dedim. O - Mevlâm, Allah! dedi. - Allah’a yemin ederim ki, onun borcunu ödemekte sıkıntıya düştükçe – Ey Zübeyr’in Mevlâsı! Onun borcunu öde, derdim. Hemen ödeyiverirdi. Zübeyr’in oğlu Abdullah sözüne devamla der ki Zübeyr, altın ve gümüş bırakmadan öldürüldü. Sadece bir bölümü Gâbe’de bulunan arazi bıraktı. Bir de on biri Medine’de, ikisi Basra’da, biri Kûfe’de ve biri de Mısır’da evler bıraktı. Abdullah sözüne şöyle devam etti Babamın üzerindeki borçlar şöyle olmuştu Bir kimse kendisine gelir, ona bir emanet bırakmak ister, babam Zübeyr ise - Hayır, emanet olmaz, fakat borç olarak bırak. Çünkü ben onun zayi olmasından korkarım, derdi. Zübeyr hayatı boyunca ne bir valilik, ne harac toplama memurluğu, ne de başka bir idârî görevde bulunmadı. Sadece Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem veya Ebû Bekir, Ömer ve Osman ile birlikte cihada iştirak etti. Abdullah diyor ki Babamın üzerindeki borçları hesapladım, iki milyon iki yüzbin rakamını buldum. Hakîm İbni Hizâm, Abdullah İbni Zübeyr ile karşılaştı ve - Ey kardeşimin oğlu! Kardeşimin borcu ne kadar? diye sordu. Borcu gizledim ve - Yüzbin, dedim. Bunun üzerine Hâkim - Allah’a yemin ederim ki, malınızın buna yeteceği kanaatinde değilim, dedi. Abdullah - İki milyon iki yüzbine ne dersin? deyince, Hâkim - Buna güç yetirebileceğinizi zannetmiyorum. Borçtan ödeme yapmakta âciz kalacak olursanız benden yardım isteyin, dedi. Abdullah diyor ki Zübeyr, Gâbe mevkiindeki araziyi yüz yetmişbine satın almıştı, Abdullah orayı bir milyon altı yüzbine sattı. Sonra kalktı ve - Kimin Zübeyr’de alacağı varsa, Gâbe’de bize gelsin! diye ilan etti. Bunun üzerine Zübeyr’den dörtyüz bin alacaklı olan Abdullah İbni Ca’fer, Zübeyr’in oğlu Abdullah’a geldi ve - Dilerseniz alacağımdan vazgeçip bağışlayayım, dedi. Abdullah - Hayır, dedi. Bunun üzerine Abdullah İbni Ca’fer - Şayet borcunuzdan bir bölümünü te’hir etmek isterseniz, benim alacağımı geri bırakabilirsiniz, dedi. Zübeyr’in oğlu Abdullah - Hayır, bunu da istemiyoruz deyince, Abdullah İbni Ca’fer - O halde bana araziden bir parça ayırın, dedi. Abdullah İbni Zübeyr de - Şuradan şuraya kadar olan arazi senin olsun, dedi. Abdullah, kalan araziden bir bölümünü de sattı. Babası Zübeyr’in kalan borçlarını ödeyip bitirdi. Araziden dört buçuk sehim de arttı. Abdullah kalkıp Muâviye’nin huzuruna gitti. Orada Amr İbn Osman, Münzir İbni Zübeyr ve İbni Zem’a da vardı. Muâviye, Abdullah İbni Zübeyr’e - Gâbe’ye ne kadar değer biçildi? diye sordu. Abdullah - Her sehim için yüzbin, dedi. Muâviye - Bunlardan ne kadarı kaldı? dedi. Bunun üzerine Münzir İbni Zübeyr - Ben ondan bir sehimi yüzbine aldım dedi. Amr İbni Osman - Bir sehimini de ben yüzbine aldım dedi. İbni Zem’a - Bir sehimini de ben yüzbine aldım, dedi. Muâviye - Şimde geriye ne kadar kaldı? diye sordu. Abdullah İbni Zübeyr - Bir buçuk sehim, dedi. Muâviye - Kalan bir buçuk sehimi de ben yüz ellibine satın aldım, dedi. Abdullah İbni Ca’fer, kendi hissesini Muâviye’ye altı yüzbine sattı. Abdullah İbni Zübeyr, babasının borçlarını ödeyip bitirince, Zübeyr’in diğer çocukları, Abdullah’a - Mirasımızı aramızda taksim et, dediler. Abdullah - Allah’a yemin ederim ki, dört sene süreyle hac mevsiminde Kimin Zübeyr’de alacağı varsa bize gelsin, borcunu ödeyelim, diye ilan etmedikçe, Zübeyr’in mirasını paylaştırmayacağım, dedi. Dört sene boyunca bu şekilde ilan etti. Dört sene geçince, mirası taksim etti ve babası Zübeyr’in vasiyeti olan üçte birini ayırdı. Zübeyr’in dört karısı vardı. Onlardan her birine bir milyon ikiyüzbin düştü. Buna göre Zübeyr’in bütün malı elli milyon iki yüzbin tutmaktadır. Buhârî, Farzü’l-humus 13 Hadisin Açıklaması Abdullah İbni Zübeyr’in bu uzunca rivayeti mevkûf bir hadistir. Yani Resûl-i Ekrem’e nisbeti söz konusu olmayan, sadece sahâbeye ait bir rivayettir. Bu sebeble, Peygamberimiz’e aidiyeti kesin olan merfû rivayetler gibi, bir takım şer’î hükümlerin doğrudan kaynağı olması ihtilaflıdır. Burada sözü edilen Cemel Vak’ası, Hz. Ali ile Hz. Aişe taraftarları arasında cereyan eden, İslâm tarihinin ilk üzücü olayıdır. Cemel, Arap dilinde deve anlamına gelir. Hicrî 36 yılında vuku bulan bu olay esnasında Hz. Aişe iri bir deveye bindiği için, olaya bu isim verilmiş, bindiği deve de “asker” diye adlandırılmıştır. Bu hâdisede, iki taraftan birinin içinde yer alan herkes kendini mazlum, karşı cephede bulunanı da zâlim olarak görüyordu. Çünkü her grup, kendisinin doğru yolda olduğu inancı içindeydi. Müslümanlar arasında cereyan eden bir çok hâdisede durum bundan farklı değildir. Zübeyr İbni Avvâm, bu olayla öldürülecek olursa, mazlum olduğunu ifade ile hak bildiği yolda hareket ettiğine inandığını beyan etmiş olmaktadır. Zübeyr’in, sorumluluk hissi taşıyan bir müslümanın üstün hassasiyeti içinde, harp meydanında bile üzerinde bulunan borçlarını, kul hakkını düşünerek oğluna vasiyette bulunmasından alınacak ibretler vardır. Çünkü kul hakkı, Allah Teâlâ’nın affetmeyeceği günahlar arasında, ilk sıralarda yer alır. Zübeyr İbni Avvâm, Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’in sahâbîlere olan tavsiyelerini bilen bir kimse olarak, malının miras kalanından üçte birini de vasiyet etmiştir. Peygamberimiz, malının üçte birinden fazlasını vasiyet etmek isteyen sahâbîlerin bu davranışlarını uygun görmemiş, geride kalan vârislere başkasına el açıp muhtaç olma-yacak derecede mal bırakılmasını tavsiye etmişti. . İnsan ne kadar mala sahip olursa olsun, o malın zâyi olması, değerini kaybetmesi, her zaman bir kıymet ifade etmemesi söz konusu olabilir. Çünkü dünya malı kalıcı değildir. Bu sebeple, Mevlâmız olan Allah Teâlâ’dan daima yardım istemeliyiz. İnançlı bir müslümanın takip etmesi gereken yol budur. Zübeyr çok güçlü bir imana ve buna bağlı olarak hayatının sonuna kadar devam ettirdiği sürekli bir amele sahipti. Oğlu Abdullah’a da işin bu yönünü, yani Allah’dan asla gâfil olmamayı ve O’ndan daima yardım istemeyi ısrarla tavsiye ederdi. Nitekim Abdullah da babasının bu tavsiyesini tutan hayırlı bir evlat olarak, sahih inançla sâlih amelin tatlı semeresini ve güzel neticesini defalarca görmüştür. Kazanılan, elde edilen bir malın menşei, helâlliği ve haramlığı bilinmeli ve gerektiğinde bütün insanlar huzurunda beyan edilebilir olmalıdır. Bu, kişinin saygınlığı ve toplumun güvenilirliğini kazanmak açısından önemlidir. Abdullah İbni Zübeyr, babasının yöneticilik, harac ve vergi toplama memurluğu ya da başka idari bir görevde bulunmadığını özellikle hatırlatmakta, gelirinin elinin emeği ve ganimetten elde edildiğini bildirmektedir. Babasının, Peygamberimiz, Ebûbekir, Ömer ve Osman’la gazve ve cihadlara iştirak ettiğini söylemesinin sebebi budur. Hadisten Öğrendiklerimiz 1. İhtiyaç anında borç istemek ve borçlanmak câizdir. 2. Harp ve yolculuk gibi, kişinin geri dönüp dönmeyeceği bilinmeyen hallerde vârislerine vasiyette bulunması, şerîatın ruhuna uygun bir davranıştır. 3. Bir kimsenin ölümünden sonra, vârislerin öncelikle onun borçlarını ödemesi, sonra terekesini taksim etmesi gerekir. 4. Meşrû yollardan mal elde etmenin bir hududu yoktur. 5. Bir mü’min her hâl ü kârda Mevlâ’dan yardım istemelidir. 6. Emanetleri mutlaka yerine getirmek ve emanete hiyânet etmemek gerekir. Kaynak Riyazüs Salihin, Erkam Yayınları İslam ve İhsan
Bakara Suresi 6 Şu bir gerçek ki, o küfre batmış olanları sen korkutsan da korkutmasan da onlar için aynıdır; iman etmezler 14 Bunlar iman etmiş olanlarla yüzyüze geldiklerinde, "iman ettik" derlerKendi şeytanlarıyla baş- başa kaldıklarında ise söyledikleri şudur "Hiç kuşkunuz olmasın biz sizinleyizGerçek olan şu ki, biz alay edip duran kişileriz" 62 Şu bir gerçek ki, iman edenlerden, Yahudilerden, Hıristiyanlardan,Sabiılerden Allah'a ve ahiret gününe inanıp barışa ve hayra yönelik iş yapanların, Rableri katında kendilerine has ödülleri olacaktırKorku yoktur onlar için, tasalanmayacaklardır onlar 88 "Kalplerimiz kabuk tutmuştur" DedilerHayır öyle değilKüfürleri yüzünden Allah onları lanetlemiştir de çok az bir kısmı iman eder 91 Onlara, "Allah'ın indirmiş olduğuna inanın" denildiğinde şöyle konuşurlar "Biz, bize indirilene inanırız" Ve ondan ötesini inkar ederlerOysaki o, kendilerinin yanındakini doğrulayıcı bir gerçektirSöyle onlara "Madem iman sahibiydiniz, daha önce Allah'ın peygamberlerini niye öldürüyordunuz?" 93 Hani kesin söz almıştık sizden de Tur'u üzerinize kaldırmıştık "Size verdiğimizi kuvvetlice tutun ve dinleyin" DemişyikŞöyle demişlerdi "Dinledik ve isyan ettik" İnkarları yüzünden gönüllerine buzağı içirildiDe ki "Eğer inanan kişilerseniz, ne köü şeydir size imanınızın emretmekte olduğu" 100 Bir ahitle söz verdikleri her seferinde, içlerinden bir fırka, ahdi kaldırıp atmadı mı?Doğrusu şu ki, onların çokları iman etmezler 103 Eğer onlar iman edip sakınsalardı, Allah katında bir sevap elbette daha kıymetli olurduKeşke bilebilselerdi 104 Ey iman edenler! "Raina" demeyin, "unzurna" deyin/ "bizi davar gibi güt"diye konuşmayın, "bize bak diye" konuşun ve dinleyinKafirler için korkunç bir azap vardır 109 Ehlikitap'tan birçoğu, benliklerindeki kıskançlık yüzünden sizi, imanınızdan sonra kafirler haline bir döndürebilseler diye yürekten istediHem de gerçekten kendilerine ayan-beyan olduktan sonraAllah, buyruğunu getirinceye değin affedin, hoşgörünAllah, herşeye gücü yetendir 143 İşte böyle!Biz sizi, insanlar üstüne tanık olasınız, resul de sizin üstünüze tanık olsun diye, orta yolu izleyen bir ümmet yaptıkBiz, eskiden üzerinde olduğunu kıble haline getirdik ki resule uyanı, ökçesi üstüne gerisin geri dönenden ayıralımBu, Allah'ın kılavuzluk ettikleri dışındakilere gerçekten zor gelecektirAma Allah imanınızı işe yaramaz hale getirmeyecektirŞu da bir gerçek ki, Allah öncelikli insanlara karşı çok acıyıcı, çok merhametlidir 153 Ey iman sahipleri!Sabra ve namaza sarılarak yardım dileyinHiç kuşkunuz olmasın ki, Allah sabredenlerle berab erdir 172 Ey iman sahipleri!Size verdiğimiz rızıkların temizlerinden yiyin ve -eğer kendisine kulluk ediyorsanız- Allah'a ş ükredin 178 Ey iman edenler!Öldürülenler hakkında üzerinize kısas yazılmıştırHür kişiye karşılık hür, köleye karşılık köle, dişiye karşılık dişiKim kardeşi tarafından herhangi bir şekilde affa uğrarsa, bu durumda örfü izlemek ve affedene en güzel biçimde bir ödeme yapmak gerekirİşte bu, Rabbinizden size bir hafifletme ve bir rahmettirKim bundan sonra azgınlık ve düşmanlık ederse onun için korkunç bir azap vardır 183 Ey iman sahipleri!Oruç sizden öncekiler üzerine yazıldığı gibi sizin üzerinize de yazılmıştırBu sayede korunmanız umulmaktadır 208 Ey iman sahipleri! Hepiniz toptan barış içine girin Şeytanın adımlarını izlemeyin Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır 212 İğreti/sefil hayat küfre sapanlara süslü gösterilmiştir; onlar, iman sahipleriyle alay ederler Takvaya sarılanlar, kıyamet günü onların tepelerinde olacaktır Allah, dilediğini hesapsız bir biçimde rızıklandırır 221 Müşrik kadınlarla, onlar iman edinceye kadar evlenmeyin Özgürlüğünden yoksun inanmış bir kadın, müşrik bir kadından -müşrik kadın sizin hoşunuza gitse de- çok daha hayırlıdır Müşrik erkeklerle de onlar iman edinceye kadar nikâhlanmayın İnanmış bir köle, müşrik bir erkekten -o hoşunuza gitse de- çok daha hayırlıdır Bu müşrikler sizleri ateşe çağırır Allah ise sizi, izniyle cennete ve affa çağırır Ve ayetlerini insanlara açık açık bildirir ki, düşünüp öğüt alabilsinler 248 Nebileri onlara şöyle söyledi "Onun mülk ve saltanatının belirtisi o Tabut'un size gelmesidir Onun içinde Rabbinizden bir huzur, Hârun hanedanının, Mûsa hanedanının bıraktığından bir kalıntı vardır Onu melekler taşır Eğer iman sahipleri iseniz, bunda sizin için elbette bir ibret vardır" 249 Tâlût, askerleriyle yola çıkınca dedi ki "Allah sizi bir ırmakla imtihan edecektir O halde, ondan içen benden değildir Ama onu tatmayan bendendir Eliyle bir avuç alan kişi başka" Bunun ardından, pek azı müstesna olmak üzere ondan içtiler Nihayet o ve onunla beraber iman edenler ırmağı geçtiklerinde şöyle dediler "Bugün bizim Câlût'a ve ordusuna karşı hiçbir gücümüz yoktur" Allah'a kavuşacaklarını düşünenler ise şöyle konuştular "Sayıca az nice topluluk vardır ki, sayıca çok nice topluluğa Allah'ın izniyle galip gelmiştir Allah sabredenlerle beraberdir" 250 Câlût ve ordusuyla karşılaştıklarında şöyle yakardılar "Ey Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır Ayaklarımızı yere sağlam bastır Ve küfre sapanlara karşı bize yardım et" 253 İşte resuller! Biz onların bazısını bazısına üstün kılmışızdır Allah, onlardan bazısıyla konuşmuşturBazılarını da derecelerle yüceltmiştir Meryem oğlu İsa'ya açık ayetler verdik ve onu Ruhulkudüs'le güçlendirdik Allah dileseydi, onların ardından gelenler, açık-seçik mesajlar kendilerine ulaştıktan sonra birbirlerini öldürmezlerdi Ancak tartışmaya girdiler de içlerinden bazısı iman etti, bazısı küfre saptı Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi Ne var ki, Allah dilediğini yapıyor 254 Ey iman edenler! Alış-verişin, dostluğun, şefaatin olmadığı o gün gelmeden önce size verdiğimiz rızıktan infak edip dağıtın Küfre sapanlar zalimlerin ta kendileridir 257 Allah, iman sahiplerinin Velî'sidir; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır Küfre sapanlara gelince, onların dostları tâğuttur ki, kendilerini nurdan karanlıklara çıkarır Bunlar cehennemin dostlarıdır Orada sürekli kalacaklardır onlar 264 Ey iman sahipleri! Allah'a ve âhiret gününe inanmadığı halde, insanlara riya için malını infak eden kişi gibi, sadakalarınızı başa kakmak ve eza etmek suretiyle boşa çıkarmayın Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak varken tepesine şiddetli bir yağmur inip kendisini cascavlak bırakmış yalçın bir kayanın haline benzer Böyleleri, kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler Allah, küfre sapan bir topluluğu doğruya ve güzele kılavuzlamaz 267 Ey iman sahipleri! Kazandıklarınızın ve yerden sizin için çıkarmış olduklarımızın temiz ve güzellerinden infak edin Kendinizin göz yummadan alıcısı olmadığınız pis/bayağı şeyleri vermeye kalkmayın Bilin ki Allah Ganî'dir, cömertliğine sınır yoktur; Hamîd'dir, bütün övgülerin sahibidir/övgüye layık olanları gereğince över 278 Ey iman sahipleri, Allah'tan korkun Ve eğer inanıyorsanız ribadan geri kalanı bırakın 282 Ey iman sahipleri! Belirli bir süre için birbirinize borç verdiğinizde onu yazın Aranızda bir yazıcı adaletle yazsın Yazıcı, Allah'ın kendisine öğrettiği şekilde yazmaktan kaçınmasın, yazsın Borç altına giren kişi de onu kayda geçirtsin ve Rabbinden korksun da borcundan hiçbir şey eksiltmesin Borç altına giren, aklı ermez yahut zayıf-çaresiz biri ise yahut yazdırmaya gücü yetmiyorsa, velisi adaletle yazdırsın Erkeklerinizden iki kişiyi de tanık tutun Eğer iki erkek yoksa rızanızla kabul edeceğiniz tanıklardan bir erkek ve iki kadın gerekirBu kadınlardan biri şaşırırsa/unutursa ötekisi ona hatırlatsın diyedir Tanıklar, çağırıldıklarında çekimser davranmasınlar Küçük veya büyük, borcu, süresine kadar yazmaktan üşenmeyin Böyle yapmanız Allah katında adalete daha yakın, tanıklık için daha sağlam, kuşkuya düşmemeniz için daha elverişlidir Ancak aranızda döndürüp durduğunuz tamamen peşin bir ticaret sözkonusu ise onu yazmamanızda sizin için bir sakınca yoktur Karşılıklı alış-veriş yaptığınızda da tanık bulundurun Yazıcıya da tanığa da zarar verilmesinBöyle bir şey yaparsanız bu, kendinize kötülük olur Allah'tan korkun Allah size öğretiyor Allah, her şeyi en iyi biçimde bilendir Ali İmran Suresi 52 İsa onlardan inkarı sezince şöyle konuştu “Allah’a gidişte benim yardımcılarım kim?” Havariler dediler ki “Biz Allah’ın yardımcılarıyızAllah’a iman ettik bizTanık ol, biz müslümanlarız” 53 “Ey Rabbimiz!Senin indirdiğini iman ettik, resule uyduk; artık bizi gerçeğin tanıklarıyla beraber yaz” 68 Şu bir gerçek ki, insanların İbrahim’e gönülce en yakın olanları, elbette ona uyanlar, bu peygamber, bir de iman sahipleridirAllah, müminlerin Veli’sidir 72 Ehlikitap’tan bir zümre şöyle dedi “Şu iman edenlere indirilene günün başlangıcında inanın, günün sonunda karşı çıkınBelki onları döndürebilirsiniz; 99 Şunu da söyle “Ey Ehlikitap!Neden iman edenleri Allah yolundan alıkoyuyorsunuz?Gözünüzle gördüğünüz halde, Allah yolunu neden çarpıtmak istiyorsunuz?Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir” 100 Ey iman sahipleri!Kendilerine kitap verilenlerden bir zümreye boyun eğerseniz sizi, imanınızdan sonra kafirler haline getirirler 102 Ey iman edenler!Allah’tan, kendisinden korkmaya yaraşır biçimde korkunMüslümanlar olmanın dışında bir hal üzere sakın can vermeyin 110 Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz İyiyi-güzeli emredersiniz, kötü ve çirkinden alıkoyarsınız, Allah’a iman edersinizEhlikitap da iman etseydi, kendileri için elbette hayırlı olurduİçlerinde müminler vardır ama onların çokları fasıklardır 118 Ey iman sahipleri!Kendi dışınızda hiç kimseyi sırdaş edinmeyinSizi sarpa sardırıp perişan etmekten çekinmezlerSize sıkıntı vercek şeyi pek severlerAğızlarından nefret ve öfke taşmaktadırGöğüslerinin saklamakta olduğu ise daha büyüktürEğer aklınızı işletirseniz Allah size ayetlerini açık-seçik göstermiştir 130 Ey iman sahipleri!Ribaya öyle kat kat katlayarak yemeyinAllah’tan korkun ki kurtuluşa erebilesiniz 140 Size bir yara değiyorsa, o topluma da benzeri bir yara mutlaka değmiştirBak işte günler!Biz onları insanlar arasında dolandırır dururuzAllah bu sayede, iman edenleri bilecek, sizden tanıklar/şehitler edinecektirAllah zulme sapanları sevmez 141 Tüm bunlar, Allah iman edenleri iyice seçip arındırsın ve küfre sapanları mahvetsin diyedir 149 Ey iman edenler!Eğer küfre sapanlara boyun eğerseniz sizi ökçeleriniz üstüne yüz geri çevirirler de hüsrana uğrayanlar haline gelirsiniz İman İle İlgili Ayetler - Kuranda İman İle İlgili Ayetler - İman Hakkında Kuran AyetleriNisa Suresi 19 Ey iman edenler! Kadınlara, zor ve baskı kullanarak mirasçı olmanız size helal olmaz Kendilerine vermiş bulunduğunuz şeylerin bir kısmını çarpıp götürmek için onları sıkıştırmanız da helal değildir Kanıta bağlanmış bir fuhuş yapmaları hali müstesna Onlarla iyi ve güzel geçinin Onlardan tiksindinizse olabilir ki, siz bir şeyi çirkin bulursunuz da Allah, ona çok hayır koymuş olur 25 İnanmış hür kadınları nikâhlama genişliğine gücü yetmeyeniniz, ellerinizin altındaki genç, mümin köle kızlarıdan biriyle evlensin Allah sizin imanınızı daha iyi bilir Hep birbirinizdensiniz O halde onları, ailelerinin izniyle nikâhlayın Gizli dost edinmeyerek, zinadan uzak kalarak, iffetli hanımlar olmaları şartıyla onların mehirlerini örfe uygun bir biçimde verin Evliliğe geçtikten sonra bir fuhuş yaparlarsa onlara, hür kadınlara uygulanan cezasının yarısı uygulanacaktır Bu, köle ile evlenme yolu, günaha ve sıkıntıya girmekten korkanınız içindir Sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır Allah çok affedici, çok merhametlidir 43 Ey iman edenler! Sarhoşken, ne söylediğinizi bilinceye kadar, cünüpken de -yolculuk halinde olmanız müstesna- boy abdesti alıncaya kadar namaza yaklaşmayın Eğer hastalanırsanız yahut yolculuk halinde bulunursanız yahut biriniz tuvaletten gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız, bütün bu durumlarda su da bulamamışsanız, temiz bir toprakla teyemmüm edin Yani yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin Allah Afüvv'dür, günahları affeder, Gafûr'dur, hataları bağışlar 46 Yahudilerden öyleleri var ki, kelimeleri yerlerinden kaydırırlar; din içinde sövgüler üreterek, dillerini eğip-bükerek "Dinledik, isyan ettik; dinle, dinlenmez olası, davar güder gibi güt bizi" derler Eğer onlar, "Dinledik, boyun eğdik, dinle, bak bize!" demiş olsalardı, kendileri için daha hayırlı ve daha yerinde olurdu Fakat Allah, küfürleri yüzünden onlara lanet etmiştir Çok az bir kısmı hariç, iman etmezler 59 Ey iman sahipleri! Allah'a itaat edin Resule ve sizin içinizden olan/sizin seçtiğiniz hüküm ve yetki sahiplerine de itaat edin Sonra bir şeyde tartışmaya girdiniz mi, eğer Allah'a ve âhiret gününe inanıyorsanız, onu Allah'a ve resule arz edin Böyle yapmanız hem daha hayırlı hem de sonuç bakımından daha güzeldir 65 Hayır, Rabbine yemin olsun ki iş, onların sandığı gibi değil Onlar, aralarında çıkan karmaşık işlerde seni hakem yapıp verdiğin hükümle ilgili olarak, içlerinde hiçbir burukluk duymadan tam bir teslimiyete ulaşmadıkça iman etmiş olamazlar 94 Ey iman edenler! Allah yolunda gaza için dolaştığınızda, iyice anlayıp dinleyin de size selam verene/barış teklifi sunana "Sen mümin değilsin!" demeyin İğreti hayatın menfaatine göz dikiyorsunuz ama Allah katında çok ganimetler vardır Önceden siz de öyle idiniz ama Allah size lütufta bulundu O halde, iyice araştırın, anlayın dinleyin Çünkü Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır 135 Ey iman edenler! Öz benliğiniz, anne-babanız, yakınlarınız aleyhine de olsa, zengin veya fakir de olsalar, adaleti dimdik ayakta tutarak Allah için tanıklık edenler olun Allah, ikisine de sizden daha yakındır O halde nefsinizin arzusuna uyarak adaletten sapmayın Eğer dilinizi eğip büker yahut çekimser kalırsanız, Allah yapmakta olduklarınızdan haberdardır 136 Ey iman edenler! Allah'a, onun resulüne, resulüne indirmiş olduğu Kitap'a, daha önce indirmiş olduğu Kitap'a inanın Kim Allah'ı, O'nun meleklerini, kitaplarını, resullerini ve âhiret gününü inkâr ederse geri dönüşü olmayan bir sapıklığa gömülmüş olur 144 Ey iman sahipleri! Müminleri bırakıp da küfre sapanları dostlar edinmeyin Kendi aleyhinize Allah'a açık bir kanıt mı vermek istiyorsunuz? 150 Onlar ki Allah'ı ve O'nun resullerini inkär ederler, Allah'la O'nun resulleri arasını açmak isterler de "bir kısmına inanırız, bir kısmını inkâr ederiz" derler; böylece imanla inkâr arasında bir yol tutmak isterler 152 Allah'a ve O'nun resullerine iman edip onlardan birini ötekilerden ayırmayanlara gelince, Allah böylelerinin ödüllerini yakında kendilerine verecektir Allah, Gafûr'dur, Rahîm'dir 155 Başlarına gelenler; ahitlerini bozmaları, Allah'ın ayetlerini inkâr etmeleri, haksız yere peygamberleri öldürmeleri ve "kalplerimiz kılıflıdır" demeleri yüzündendir Doğrusu, Allah küfürleri yüzünden kalpleri üzerine mühür basmıştır da pek azı müstesna, iman etmezlerMaide Suresi 1 Ey iman edenler! Akitlerin ve ahitlerin icaplarını yerine getirin Siz ihramlı iken avlanmayı helal saymamak şartıyla ve ileride size okunacaklar müstesna olmak üzere, davar cinsinden hayvanlar size helal kılınmıştırKuşkunuz olmasın ki, Allah, iradesi yönünde hüküm verir 2 Ey iman edenler! Allah'ın ibadet, iyilik ve güzellik alâmeti kıldığı şeylere, çarpışmanın yasak olduğu haram aya, kurbanlık hediyelere, gerdanlıklara, Rablerinden bir lütuf ve rıza niyaz ederek Mescid-i Haram'a gelmiş olanlara saygısızlık etmeyin! İhramdan çıktığınız vakit avlanın Bir topluluğun, sizi Mescid-i Haram'dan uzak tutmak için sergilediği kötülük, sizi saldırganlık ve düşmanlığa sakın itmesin! Hayırda erginlik/dürüstlük ve takva üzere yardımlaşın! Kötülük/çirkinlik, düşmanlık/saldırganlık üzere yardımlaşmayın Allah'tan sakının! Kuşkunuz olmasın ki, Allah'ın azabı çok şiddetlidir 6 Ey iman sahipleri! Namaza duracağınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın; başlarınızı meshedin ve topuklara kadar ayaklarınızı meshedin/yahut yıkayın Eğer cünüp iseniz iyice temizlenin! Hasta yahut yolculuk halinde iseniz yahut biriniz tuvaletten gelmişse yahut kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız temiz bir toprakla teyemmüm edin Yüzlerinizi ve ellerinizi ondan meshedin Allah size zorluk çıkarmak istemiyor Ancak sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak istiyor ki, şükredebilesiniz 8 Ey iman edenler! Adalet ve dürüstlüğün tanıkları olarak Allah için kollayıp gözetleyenler olun! Bir topluluğun çirkinlik ve kötülüğü sizi adaletsiz davranmaya asla itmesin Adaletli olun! Bu, takvaya/korunup sakınmaya daha uygundur Allah'tan sakının Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır 11 Ey iman edenler! Allah'ın, üzerinizdeki nimetini hatırlayın! Hani bir topluluk ellerini size uzatmaya niyet etmişti de Allah onların ellerini sizden çekmişti Allah'tan sakının! Müminler yalnız Allah'a tevekkül etsinler! 35 Ey iman edenler! Allah'ın buyruğuna ters düşmekten sakının; O'na varmaya vesîle arayın O'nun yolunda gayret gösterin ki, kurtuluşa erebilesiniz 51 Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları gönül dostları edinmeyin Onlar birbirlerinin gönül dostlarıdır Sizden kim onları gönül dostu edinirse o, onlardandır Allah, zalimler toplumunu doğruya ve güzele kılavuzlamaz 55 Sizin gönül dostunuz Allah'tır, O'nun resulüdür, bir de rükû eder bir halde namazı kılıp zekâtı vererek iman edenlerdir 56 Allah'ı, O'nun resulünü ve iman edenleri dost edinen/Allah'tan, O'nun resulünden ve iman edenlerden yüz çeviren bilsin ki, galip gelecek olanlar Allah'ın taraftarlarıdır 57 Ey iman edenler! Sizden önce kitap verilenlerden ve küfre sapanlardan, dininizi oyun ve eğlence edinenleri dost tutmayın Eğer inanıyorsanız Allah'tan sakının 65 Eğer Ehlikitap, iman edip korunsaydı, onların kötülüklerini mutlaka örter ve kendilerini bol nimetli cennetlere mutlaka sokardık 69 Şu bir gerçek ki, iman edenler, Yahudiler, Sâbiîler ve Hıristiyanlardan Allah'a ve âhiret gününe inanıp hayra ve barışa yönelik iş yapanlar için korku yoktur Tasalanmayacaklardır onlar 82 Şu tartışılmaz bir gerçektir ki, insanların iman edenlere en şiddetli düşmanlık duyanlarını, Yahudilerle şirke batanlar bulursun Şu da tartışılmaz bir gerçektir ki, insanların iman edenlere sevgide en yakın olanlarını "biz Hıristiyanlarız" diyenler bulursun Bu böyledir Çünkü o Hıristiyanlar içinde derin araştırmalar yapan keşişler, kendini Allah'a adamış rahipler vardır Ve onlar, kibre sapmazlar 83 Resule indirileni dinlediklerinde farkına vardıkları gerçekten dolayı gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün Şöyle derler "Ey Rabbimiz, iman ettik Artık bizi de gerçeğin tanıklarıyla birlikte kaydet" 87 Ey iman sahipleri! Allah'ın size helal kıldığı şeylerin temiz ve güzel olanlarını haramlaştırmayın; azıp sınırı aşmayın; Allah azıp sınırı aşanları sevmez 88 Allah'ın size helal ve temiz olarak verdiği rızıklardan yiyin Kendisine iman ettiğiniz Allah'tan korkun 90 Ey iman edenler! Uyuşturucu/şarap, kumar, tapılmak için dikilen taşlar, fal okları şeytan işi birer pisliktik; bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz 93 İman edip hayra ve barışa yönelik işler yapanlara; bundan böyle korunup iman ederek iyi işler yaptıkları, sonra takvaya sarılıp imanda kemale erdikleri, sonra bir mertebe daha korunup güzellikler sergiledikleri takdirde, daha önce tatmış olduklarından ötürü hiçbir günah yoktur Allah, güzel düşünüp güzel davrananları sever 94 Ey iman sahipleri! Allah sizi, ellerinizin ve mızraklarınızın erişeceği av türünden bir şeyle mutlaka deneyecektir ki, gözün fark edemediği alanlarda O'ndan kim korkuyor bilsin Bundan sonra azıp sınırı çiğneyen için korkunç bir azap olacaktır 95 Ey iman sahipleri! İhramda olduğunuz zaman av öldürmeyin Sizden kim kasten onu öldürürse cezası şudur Öldürdüğü hayvana denk deve-sığır, davar cinsinden, Kâbe'ye varacak kurbanlık bir hediye ki, içinizden adalet sahibi iki kişi belirleyecektir Yahut yoksullara yedirme şeklinde bir keffâret, yahut buna denk oruç Taki yaptığının vebalini tatsın Allah, geçmişi affetmiştir Kim bir daha yaparsa, Allah ondan öc alacaktır Allah çok güçlüdür, öc alıcıdır 101 Ey iman sahipleri! Size açıklandığında canınızı sıkacak şeylerle ilgili soru sormayın Kur'an indirilmekte iken onları sorarsanız size açıklanır Allah onlardan vazgeçmiştir Allah Gafûr'dur, Halîm'dir 105 Ey iman edenler! Siz, kendinizi düzeltmeye bakın Siz, doğru yolda oldukça sapmış olan size zarar veremez Tümünüzün dönüşü Allah'adır O size neler yapıyor olduğunuzu haber verecektir 106 Ey iman edenler! Herhangi birinize ölüm gelip çattığında, vasiyet zamanı aranızdaki tanıklık şöyle olsun Kendinizden adalet sahibi iki kişi yahut yolculuk etmekte iken ölüm musibeti başınıza geldiyse sizin dışınızdan iki kişi Bunları namazdan sonra alıkoyarsınız; kuşkulanırsanız şöyle yemin ederler "Vallahi, yakınlarımız da olsa yeminimizi hiçbir ücret karşılığı satmayacağız, Allah'ın tanıklığını saklamayacağızÇünkü böyle yaparsak mutlaka günahkârlardan oluruz" 111 Havarilere şunu vahyetmiştim "Bana ve resulüme iman edin" Şöyle demişlerdi "İman ettik, sen de tanık ol ki biz, müslümanlarız/Allah'a teslim olanlarız!"
inançla ilgili ayetler ve anlamları