🌙 En Güzel Tarihi Aşk Romanları

Okumalistesi oluştururken kitap tavsiyesi isteyenlere acıyı, kederi, mutluluğu ve aşkı anlatan kitapları derledik. Dünyada en çok okunan yazarların kitaplarının bulunduğu listemizde aşkı en iyi anlatan kitapları derledik. En iyi aşk romanları yazıldığı ilk günden itibaren popülerliğini kaybetmemiş bu kitaplar Türkiye'de de en çok okunanlar arasında. Dönemromanları hoşuma gittiği ve ilk yayınlandığında bir hayli ses getirdiğini hatırladığım için "İsyan Günlerinde Aşk”ı seçtim başlangıç olarak. 1900'lü yılların başlarındaki tarihsel olaylara ve özellikle İttihat ve Terakki Cemiyeti dönemine olan merakımı besleme açısından güzel bir okuma oldu benim için. UğultuluTepeler’in size bir aşk romanı olduğunu söyleyemeyeceğim. Bence aşk romanları mutlu ve güzel duygular uyandırır okuyucuda. Uğultulu Tepeler ise son 50 sayfa hariç karamsar ve nefret dolu hislerle dolmanıza sebep oluyor. İnanılmaz akıcı ve müthiş bir zekayla yazılmış bir kitap. Aşk Köpekliktir Başkomser Nevzat, Çiçekçinin Ölümü Kavim Ninatta'nın Bileziği İnsan Ruhunun Haritası Olmayan Ülke Bab-ı Esrar İstanbul Hatırası Başkomser Nevzat 3: Davulcu Davut'u Kim Öldürdü ? Sultanı Öldürmek Beyoğlu'nun En Güzel Abisi. Gabriel Garcia Marquez. 6 Mart 1927'de Kolombiya'da dünyaya geldi. Bulbulunkirk sarkisi bir de od ikisi de en buyuk aski anlatiyor iskender paladan. Füsun Rafet ayyy eveeettt ya.. Kafa durdu. Mutluluk. Serenad, Erik ağacı. Senden önce ben. Hayatımda ilk defa aşk romanı okudum ve çok begendim. Piraye, Yüreğim seni çok sevdi. Jojo moyes senden once ben. Hüzünlü içinizi eritecek bir hikaye. Elinizden bırakmak istemeyeceğinize eminim. Tarihi aşk romanları konusunda kesinlikle Epsilon bir numara. Benzer ürünleri merakla bekliyorum. Teşekkürler. Beyoğlu’nun En Güzel Abisi (2013) Kırlangıç Çığlığı (2018) Aşkımız Eski Bir Roman (2019) Ayrıca Başkomser Nevzat Çizgi Romanları da bulunmakta. Çiçekçinin Ölümü (2011) Tapınak Fahişeleri (2007) Davulcu Davut’u Kim Öldürdü? ( 2011) Ahmet Ümit’in Diğer Kitapları (Tarihi Sıralama) Sokağın Zulası (1989, şiir) VioletZarpandit. En iyi aşk romanları listesinde; Sabahattin Ali- Kürk Mantolu Madonna, Kuyucaklı Yusuf, Turgenyev- Arefe, Laclos'un Tehlikeli İlişkiler vb. diğer klasikler gibi kitapların yerine populer kitaplar diyebileceğimiz kitapların isimleri olması naçizane fikrimce listenin güvenirliliğini düşürmektedir. Bukısımda en çok satan kitapları haftalık, aylık ve yıllık olarak takip edebilirsiniz. Son çıkan kitaplar hakkında öneriler alabilir ve kitaplar hakkındaki bilgileri tüm ayrıntıları ile inceleyebilirsiniz. TY8h. Ülkemizde maalesef kitap okuyanların sayısı genel baz alındığında çok az seviyede. Tabi aramıza kitap kurtları da yok değil. Genele baktığımızda hepimiz aşık olmuşsuzdur. Hepimiz aşkı sevinci ve hüznü bir arada yaşamışsızdır. Yeri geldi çok sevdik yeri geldi terk ettik ve yeri geldi terk edildik. Hepimizin sırtında aşkın üzerimize bıraktığı büyük yükler kalmıştır. Aşkız bir dünya olamaz ve düşünülemez. Ve tabi Aşk, hayatımızı belli bir şekilde değiştirmiştir. Mutluluğu en tepelerde, hüznü ise en derinlerde yaşatmıştır. Kimimiz aşkın derinliklerinde kayboldu, kimimiz ise hala onu hayallerinde yaşatmaya ve büyütmeye devam ediyor. Hiçbir zaman kaçamadık ve ne zaman kaçsak o günün birinde yine karşımıza çıkacaktır. O heyecanı ve mutluluğu tekrar Çekebilir ► Kişiye Özel Aşk RomanlarıAşkın tanımına binlerce söz söylenir, bu sözleri hayatınızın geri kalanında aşkınızı bulduğunuzda siz tamamlayacaksınız. Aşk kitaplarını çok seven ve okumaktan büyük bir keyif alan, yeri geldiğinde hüzünlenen ve duygulanan okurlar için, aşkı sonsuz derinliklerde yaşayabileceğiniz ve kaybolabileceğiniz en ölümsüz eserlerini şimdilik sizlere tavsiye etmekten büyük bir onur bizim seçtiğimiz en romantik aşk romanları;1. Elif Şafak – AşkMesnevi aşkı en güzel şekilde anlatan başından kalkamayacağınız ve tek solukta okuyacağınız manevi bir kitap. Elif Şafak’ın en çok satan ve en çok okunan kitapları arasında yer alan Aşk’ı okumadıysanız eğer çok şey kaybedersiniz. Aşk’ın merkezinde; ya da dışındasındır, İskender Pala – Babilde Ölüm İstanbul’da Aşk Leyla ile Mecnun’un hikayesini farklı bir cepheden anlatan içinden çıkamayacağınız İskender Pala’nun doyumsuz eseri. Edebiyat’ın her parçasını bir birine denk tamamlayan okurken aklınızı başka yerlere sürükleyebilecek bir Kahraman Tazeoğlu – BaşkaAşk şiirlerinin ve aşk hikayelerinin mutsuz adamı tüm gönüllerin yansıması olan Kahraman Tazeoğlu’nun en romantik ve en içten kitaplarından biri. Duygusallığa terk edilmeye ve yalnızlığa bir de bu gözden bakın. Aşkınıza Özel Romantik Aşk Kitabı Aşkınıza Özel Romantik Aşk Kitabı Sevgilinize olan sevginizi anlatacak en güzel roman tabi ki sizin kitabınız olacaktır. Ona olan aşkınızı ve ona beslediğiniz duygularınızı, düşüncelerinizi tek bir kalemde anlatabileceğiniz Aşkınıza özel romantik aşk kitabı ile özel günlerinizi mükemmel bir hediye ile taçlandıracaksınız. Sevdiğiniz insana alabileceğiniz en nadide hediyelerden birini hazırlamak istiyorsanız hemen Franz Kafka – Milena’ya Mektuplar Ünlü yazar Kafka’nın sevgilisine yazdığı en içten, en duygusal ve en romantik mektuplar. Yüreğinizi derinden etkileyen bir aşk kitabı. Herkesin bir neden bulup okuması gereken dünya tarihinin en özel kitaplarından bir tanesi5. David Nicholls – Bir Gün Konusu filme de dönüştüren son günlerin en çok satılan romantik aşk kitabı. Okuduğunuzda aşkı sonuna kadar hissedeceğiniz sizi derinden sarsacak elinden düşürmek ve hiç bitmesini istemeyeceğiniz ende kitaplardan6. Laurelin Paige – Sana Tutuldum Şu zamana kadar okuyabileceğiniz en içten kitapların arasına girebilir. Müthiş bir aşk öyküsü, geçmişten günümüze aşkı en tutkulu biçimde anlatan kült eser. Platonik Aşıklara Özel Roman Platonik Aşıklara Özel Roman Platonik aşıksanız eğer ve sevdiğiniz insana onu ne kadar çok sevdiğinizi bir türlü anlatamıyor, hatta konuşamıyorsanız, sizin için harika bir çözümümüz var. Aşık olduğunuz kişiye hazırlayacağınız bu kitap ile platonik aşkınıza kendinizi tanıtacak ve onun hakkında neler düşündüğünüzü bir roman içerisinde anlatmış olacaksınız. Bir sevgiyi anlatmanın en saf ve güzel yolu olan bu roman, karşınızdaki kişiyi şaşırtacak ve aynı zamanda onu gülümsetecektir. Detaylı bilgi için Sinan Yağmur – Aşkın Gözyaşları Onların ki başka bir aşk, sevgilin en büyüğü, gönüllere sığmayacak kadar geniş. Hz. Mevlana ve Şems Tebrizli’nin manevi aşkını anlatan. İçinize kadar işleyecek bir kitap serisi. Okurken hem hüzünlenecek hem de gerçek aşkı başka bir gözden Jojo Moyes – Arında Bıraktığın Kadın Geçmişten günümüze yansıyan bir aşk öyküsü elinizden düşüremeyeceğiniz bir roman. Jojo Moyes, romanlarında gülerken ağlatan, aşık ederken kalp kıran bir tarza sahip ve her romanında okuyucularına duygusal bir aşk hikayesi sunarken onları hüzünlendirip ağlatmayı da ihmal etmiyor. Bu aşk hikayesi yine Jojo Moyes tarzı diyebileceğimiz bir Ahmet Batman – Soğuk Kahve Son günlerin popüler yazarlarından olan Ahmet Batman’ın en çok okunulan ve beğenilen kitabı, ironik bir mizah keskin bir dile anlatılıyor. Kadın erkek ilişkilerine, aşklara daha doğrusu hayata farklı bir açı ile bakan doyumsuz bir kitap. Sevginiz İçin Aşk Romanı Sevginiz İçin Aşk Romanı Sevginizi en iyi biçimde anlatacağınız ve ona karşı olan hislerinizi yazılı olarak ve tamamen farklı bir yolla dile getireceğiniz bu kitap ile sevdiğiniz kişinin yüzünü oldukça güldüreceksiniz. Aşık olduğunuz kişiye olan aşkınızı kendi romanınızda bahsetmiş olacağınız bu kitabı karşınızdakine vererek oldukça romantik bir hediye almış olacaksınız. Özel günleriniz için tamamen alışılmışın dışında olan ve mükkemmel bir seçenek olan bu roman hediyesini sakın kaçırmayın bizden Sabahattin Ali – Kürk Mantolu Madonna Türk edebiyat dünyasının en sevilen ve okunan yazarlarından biri olan Sabahattin Ali’nin unutulmaz eserlerinden biri. Kürk Mantolu Madonna kitabı da aşka olan tutkuyu en mükemmel anlatan roman ve kitaplarından bir tanesi. Herkesin muhakkak okuması ve bir şeyleri yeniden kazanabileceği bir kitap, sizi başka yerlere Canan Tan – Hasret Bu kitap Kurtuluş Savaşı döneminde bir Türk ile bir Rum’un yaşadığı aşkı anlatıyor. Gerçek bir hikayeden uyarlanan Hasret kitabında Canan Tan Müslüman bir Türk genci ile Rum bir kızın aşkını, savaşın kötü yüzünü de aktararak mükemmel şekilde bize yansıtıyor. Okurken çok duygulanacağız ve sizi çok ağlatacak bir Paulo Coelho – Aldatmak Ülkemizde de büyük bir okuyucu kitlesi bulunan ünlü Rio De Janeiro’lu yazar Paulo Colho’un kaleminden ölümsüz bir eser. Sevginin ne demek olduğunu duyguların nasıl yaşandığın anlatan aşkı hissedeceğiniz modern kitap tarihinin kışkırtıcı, hüzünlü ve tutkulu kitabı.’’ Her şeyin mümkünmüş gibi sunulduğu bir dünyada, imkânsız aşkın izini sürüyor. Ruhun kuytularında kaybolmaya çekinmeden… Ne de olsa bazen kim olduğumuzu bulmamız için kendimizi kaybetmemiz gerekir. Çünkü yaşamak sevmektir’’kitaptan alıntı Size Özel Anı Defteri Size Özel Anı Defteri Size özel anı defteri ile bir çeşit günlük tutmuş olacaksınız. Başınızdan geçen olaylar, aşık olduğunuz kişiler ve onlarla yaşamış olduğunuz anılarınız.. Aklınıza ne gelirse bu anı defterinde bulabileceksiniz. Sevdiklerinize de oldukça güzel bir hediye seçimi olan bu günlük, anı defteri ile karşınızdakini tamamen sıradışı bir hediye almış olacaksınız. Siz de bu ürünü incelemek ve kendinize bir anı defteri almak istiyorsanız hemen tıklayın. Ana SayfaTarihi AşkEn Sevdiğim Tarihi Aşk Romanları Romans kategorisini alt kategorilere bölmezsem işin içinde çıkamadığımı fark ettim. O yüzden her zaman severek okuduğum tarihi aşk romanları ile başlasam fena olmaz dedim. 1- Teslimiyet Pamela Clare 2- Asi Monica McCarty 3- Sevgim Sana Ait, Benimle Kal Lisa Kleypas 4- Son Söz Aşkın Julia Quinn 5- Ödül, Güllere Sor, Gelin Julie Garwood 6- Tutku Lisa Valdez 7- Aşk ve Gurur Jane Austen 8- Düşler Krallığı Judith McNaught 9- Kiralık Nişanlı, Metres Amanda Quick 10- Mahrem Anna Campbell 11- Düğün Gecesi Elizabeth Boyle 12- Vahşi Cazibe Julia London 13- Muhafazakar Aşk Caroline Linden 14- Doyumsuz Zevkler Elizabeth Hoyt 15- Ömür Boyu Sürecek Sabrina Jeffries 16- Düğün Evi Leigh Michaels 17- Sessiz İntikam Laura Landon Bu listedeki kitaplar, özellikle ilk sıradakiler benim için yerleri doldurulamaz kitaplardan. Çok fazla kitapları var tabi bu yazarların ama ben en sevdiklerimi yazmaya çalıştım. Gözüm kapalı kitaplarını aldığım yazarlardır benim için. Hepsine tek tek ne düşündüğümü yazmak çok uzun süreceği için böyle kısa kesmeye çalıştım. Nicole Jordan, Victoria Alexander, aynı zamanda paranormal olan Karen Marie Moning'in İskoçyalı serisi, Stephanie Laurens, Sylvia Day, Sarah MacLean, Loretta Chase, Candace Camp, Jude Deveraux, Johanna Lindsey, Samantha James, Tracy Anne Warren, Deeanne Gist, Deneane Clark, Laura Kinsale, Marsha Canham, Suzanne Enoch yine okuyup beğendiğim yazarlardan. Virginia Henley entrika sevenler için bir hayli güzel bir seçim olabilir beni deli etse de. Yıldızımın barışmadıkları Lynsay Sands Kathleen E. Woodiwiss Tessa Dare Katherine Ashe Courtney Milan Kathryn Caskie Gaelen Foley Grace Burrowes Madeline Hunter Nicola Cornick Cathy Maxwell Paula Quinn Kat Martin Shannon Drake Eloisa James Samantha Grace Georgette Heyer Evet yorucu oldu ama sona geldim. Yazarken amma çok okumuşum dedim 😅 Sevmediğim de bir sürü yazar varmış gerçekten. Herkesin zevki tabi ki farklıdır, belki benim sevdiğim biri hiç sevmediğiniz bir yazardır ya da tam tersi. Sorunum özellikle 70-80 hata 90 yıllarının başında yazılan tarihi romans kitaplarıyla. Çoğu beni sinir etmiştir, mesela Kathleen Woodiwiss. Herkesin bayıldığı ama benim hiç sevmediğim bir yazar oldu. Aynı şekilde Judith ile de bir alıp veremediğim var. Düşler Krallığı ne kadar mükemmelse, İçinde Aşk Saklı o kadar itici bir kitap mesela benim için. Aynı şekilde Brenda Joyce da hiç girişemediğim yazarlardan, bir Kathleen vakası çıkabilir gibi geliyor. Bir de henüz okuyamadığım Paullina Simons var, üşenmeyip okuyabilirsem Bronz Atlı serisini seveceğime eminim. Sizin de eklemek istedikleriniz varsa lütfen yorum bırakın. 😊 Huzur, Kürk Mantolu Madonna, Aşk-ı Memnu başta olmak üzere Türk Edebiyatı’nda iz bırakmış aşk romanlarını derledik. 1. Ahmet Hamdi Tanpınar – Huzur Genel olarak bakıldığında Huzur romanının ana temalarının başında Mümtaz’la Nuran arasında yaşanan aşk ilişkisi gelmektedir. Oysa bir aşk romanı olmanın yanında felsefi, metafizik ve psikolojik problemlerin derinlemesine yaşandığı bir eserdir. Romanın asli kahramanı Mümtaz, aşk ve ölümü, çocukluğunda yaşadıklarıyla, adeta iç dünyasını kaplayan bir duygu ve bütün hayatı boyunca şuuraltının hakim unsuru olarak hissetmiştir. Sevdiği kadın olan Nuran’la beraberliğinde, mahrumu olduğu saadeti bulduğunu sansa da hep bir şeylerin eksik kaldığını ve endişelerinin sona ermediğini, sızılarının dinmediğini fark etmiştir. İnsanlığın en temel meseleleri, aşk ve ölümü, bir arayış ve kıvranış halinde yaşamış, bir türlü huzura kavuşamamıştır. “Bu olgun, zarif güzel kadında, güneşin öz bahçesi imiş gibi baştan başa aydınlık ve füsun olan bir taraf vardı, o zamana kadar tanımadığı, kendisinde eksik sandığı bir taraf, sadece meşguldü, onun varlığı ile dolup boşalmağa hazırlanıyordu. Her düşünce serin bir uyanış durumunda değişiyor, uzviyetin derinliklerinden gelen küçük ve esrarlı dalgalar, unutulmuş hayat şarkılarını tekrarlıyordu.” “Sonsuz gül bahçeleri ki genç adamı çok defa yattığı yatağı, eli değdiği eşyayı, kendi damarında akan kanı koklamak isteyecek kadar hazla çıldırtırlardı. Bu bir Tanrının ziyaretini kabul etmiş cansız şeylerin, bu ziyaretin hatırasıyla canlanması, yaşaması, kısa fakat çok dalgın aydınlıklarda maziyi, hali, istikbali ve etrafını idrak etmesiydi… Hakikatte Nuran’ın aşkı Mümtaz için bir nevi dindi. Mümtaz bu dinin tek âbidi, mabedin en mukaddes yerini bekleyen ve ocağı daima uyanık tutan baş rahibi, büyük mâbûdenin sırrın yerini bulması için insanlar içinden seçtiği fani idi.” Ahmet Hamdi Tanpınar’ın romanlarından alıntıları burada okuyabilirsiniz. 2. Sabahattin Ali – Kürk Mantolu Madonna Kürk Mantolu Madonna, ilk olarak 1943 yılında Hakikat Gazetesi’nde tefrika olarak yayımlanmıştır. Sabahattin Ali, Kürk Mantolu Madonna’yı ikinci kez askerlik yaptığı Büyükdere’de çadırda yazmış ve tefrika edildiği gazeteye günü gününe yetiştirmeye çalışmıştır. Kürk Mantolu Madonna kitabı, yalnız tüm zamanların en hüzünlü aşk öyküsü olmakla kalmaz, aynı zamanda, edebiyatımızın en başarılı psikolojik anlatılarından da birisidir. Yenilmiş, silik, içine kapanmış bir insan kişiliği üzerine yapılmış çözümlemeler, o kişiliğin ardındaki çok zengin bir duygu ve düşünce dünyasının tasviri, kullandığı dilin sadeliği ve güzelliği, Kürk Mantolu Madonna’yı bugün de okunur, güncel kılan özellikler. “… Açık havada dolaşırsam bu fena ruh halimden kurtulacağımı ümit ederek acele hesap gördüm. Dışarıda ince bir yağmur yağıyordu ve gökyüzü kapalıydı. Şehrin bol ışıklarının kızıl aksini tepemizdeki alçak bulutlarda seyretmek mümkündü. Kurfürstendamm dedikleri geniş ve uzun caddeye geldim. Burada sema bütün aydınlık bir hal alıyor, yüzlerce metre yukarıdan dökülen yağmur taneleri bile turuncu bir renge boyanıyordu… Saatimi çıkardım. On biri geçiyordu. Demek vakit bu kadar ilerlemişti. Adımlarım birden bire süratlendi. Onlara yakın bulunan Nollendorf meydanının yolunu tuttum. Bu sefer nereye gittiğimi gayet iyi biliyordum. Dün akşam Kürk Mantolu Madonna’ya orada ve tam bu sıralarda rastlamıştım… Sanki aradığım insan birdenbire peyda oluverecekmiş gibi gözlerimi ilerideki elektrik direğinin altına diktim. Dün akşam gördüğümün bir hayal, sarhoş kafamın bir vehmi olduğunu kendime bu kadar telkin ettiğim halde işte şimdi burada onu, o kadını, belki de o hayali bekliyordum…Tam o sırada meydanın ortasından geçip bulunduğum sokağa doğru gelen bir insan gördüm… Başımı uzatıp baktığım zaman kısa ve sert adımlarla bu tarafa yaklaşan kürk mantolu kadını tanıdım. Bu sefer yanılmama imkan yoktu… Kalbim ufalanıyormuş gibi ağrımaya ve müthiş bir süratle çarpmaya başladı… Ayak sesleri tam arkama gelince, düşmemek ve küçük bir feryat koparmamak için büyük bir gayret sarfettim ve yanıbaşımdaki duvarı tuttum…” 3. Vedat Türkali – Bir Gün Tek Başına Bir Gün Tek Başına, 27 Mayıs 1960 askeri darbesinden hemen önceki günlerde geçiyor. Roman kahramanı Kenan, yıllar önce gizli komünist partisine girme suçlamasıyla polis sorgusunda çabucak yılgınlığa düşmüş, eski çevresinden tümüyle kopmuştur. Karısı ve çocuğuyla korunaklı bir yaşam sürdürmektedir. Aslında mutsuzdur, içi ile barışık değildir. Bir meyhanede tanıştığı genç Günsel, içinde çürümemek için direnen ne varsa hepsini ateşleyiverir. Aşk, direniş, devrim günleri… “Günsel durgunlaştı. Bir süre denize daldı, sigarasını içti… Kenan da sigarasını içiyor, öylece bakıyordu kıza. — Dinle beni Günsel, dedi. Kız yavaşça dönüp baktı. Kenan sessiz, fakat güvenli başladı. — Gelip geçici bir tutku sanma bunu… Aramızda büyük yaş farkı var… Bu da önemli değil. Akıllıca bulmayabilirsin. Sensiz olamam ben artık… Yine heyecanlanmıştı, kısık bir sesle sürdürdü — Benden daha akıllısın… Yardım et bana… Ama sensiz hiçbir şey olmayacağımı da bil… Bırakma beni… Sonra tıkanır gibi ağır ağır ekledi. — Gecikmeden korkarım ben. Söylerken utanır gibiyim… Niye sonraya kalsın? Evlenmez misin benimle? Ne olursun hemen karşı çıkma… Başka çözümü yok ki! Zaten bir türlü kurtulamıyorum… Aşağılık içtepisi eziyor beni… Beni işte… Anlatamadım değil mi? Seni seviyorum… Sustu. Günsel sessiz, yüzünde hiçbir tepki izi vermeden dinliyor, öylece bakıyordu Kenan’a. Kenan kızın kötü bir şey söyleyivermesinden çekinir gibi başladı yine kesik kesik — Evliyim, çocuğum da var… Ama o evde… Ah bilemezsin, kurtulmam gerek… Sensiz ne yaparım ben?” 4. Halit Ziya Uşaklıgil – Aşk-ı Memnu Halit Ziya en başarılı kadın karakterini bu romanında yaratmıştır. Kuşkusuz Emma Bovary’nin ağırlıklı etkisi bu kahraman üzerinde görülmekle birlikte yazar Türk toplumunun pek alışık olmadığı hırslı, mücadeleci, intikamcı aynı zamanda hassas, duygusal açlık çeken ve hayatın gerçekleri ile duyguları arasında sıkışmış modern kadın trajedisini romana ustalıkla yerleştirmiştir. Yazar, okurun, Bihter’in toplumca hoş karşılanamayacak davranışlarına karşı bir tutum geliştirmesine müsaade etmeyip aksine Bihter psikolojisini anlamaya ve çözümlemeye götürür. “Kanun-ı evvel… Yarım saatten beri mebzul bir kar bulutu parçalanmış, havanın baygın esmerlikleri içine iri iri parçalarla, lapa lapa dökülüyordu. Bihter, yavaşça Behlül’ün kapısını açarak içeri girmeye cesaret edemeyerek başını uzattı. Yalnız ötede henüz tutuşturulmuş sobanın kapağından kayan kırmızı alevlerle zulmetleri titreyen odada Behlül vardı. Bihter odaya girdi. Behlül ona doğru geliyordu. Bu yarı karanlık odanın içinde, titreyerek halının bir kısmını, biraz ötede kanepenin kenarını, küçük bir masanın ayaklarını dilleriyle yalayan alevlerin parıltısı arasında birbirini gölge şeklinde görüyorlardı. Artık karanlıktı, Bihter bir söz söylemeyerek, şimdi fark edilmeyen resimler hâlâ elinde, bilinemez nasıl bir korku ile bir hareket etmeye cesaret edemeyerek, duruyordu. Yalnız sobanın kapağında iki kırmızı göz sönük, hemen büsbütün örtülecek nazarla onlara bakarak, gülümsüyor gibiydi. Birden ikisi de titrediler, şurada bu karanlık odanın mahrem havasında, ikisi de aynı anda öyle bir şey hissettiler ki onları bir kelime söylemekten, bir hareket etmekten ürkütüyordu. Tehlike ile dolu bir rüya içinde gibiydiler; bir küçük şey bilinemez nasıl bir tehlikeye sebep olacak zannediyorlardı.” 5. Mehmet Rauf – Eylül Eylül romanının yazarı Mehmet Rauf tek romanıyla edebiyatımızda iz bırak­mıştır. Başka romanları, hikayeleri, düzyazı şiirleri, makaleleri olmasına karşın, onun adı söylendiğinde Eylül, Eylül dendiğinde de onun adı akla gelir. Bohem yaşamı ve aşklarıyla nedeniyle arkadaşları tarafından pek aranıp sorulmayan Mehmet Rauf, sonuçsuz bir intihar girişimiyle iyice dışlanır. Evlilik­leri, aşkları, gönül maceraları dönemin ahlak anlayışıyla çatışır. Nitekim, dönemin evlilik anlayışı, ahlaksal yaklaşımlarını Eylül romanında görürüz. Üç kez evlenen Mehmet Rauf, ilk evliğini Tevfik Fikret’in halasının kızı Ayşe Sermet Hanım ile yapmış ve bir anlamda Rumelihisarı’ndaki Fikret’in oturduğu yalıya iç güveyi olarak girmiştir. Eylül romanındaki aşk öyküsünün bu yıllardan kaynaklandığı ve Mehmet Rauf’un Fikret’in eşine aşık olduğu da söylenmektedir. Edebiyatımızın ilk psikolojik romanı olarak tanımlanır. Roman kişilerinin ruhsal çözümlemeleri üzerine kurulmuş olup, kimi yazarlara göre Mehmet Rauf’un yaşamından izler taşır. Bu yaşanmışlıktan dolayı, özellikle roman kahramanı Necib’in duygularının son derece başarılı yazıldığı vurgulanır. Mehmet Rauf, Eylül’de Aşkı-ı Memnu’da olduğu gibi bir aşk üçgeni çerçevesinde, imkansız aşk, yasak aşk tema­sını işlemiştir. “Suad, kendisine de Süreyya’ya hitap ettiği sesle, ona baktığı gözle, onu sevdiği sevgiyle sevse, baksa, söyleseydi ya Rabbi!.. Bu düşünceyi derinleştirip saatlerce harap oldu kaldı. Önce gerçekten öyleymiş gibi aldanarak, sarhoş ve mahmur kalıyordu, sonra Suad’ın içten seslenişlerinde bile hayalindekinin yanında nasıl bir ilgisizlik olduğunu görerek içi eziliyordu. Bazen o sesle, “Necib!” diye yalnızca adıyla çağrıldığını işitir gibi olurken, Suad’ın kendisine seslenince sakinleşen sesinin “Necib Bey!” deyişi onu öldürüyordu; Süreyya’ya bakarken sevecenlik dolu olan bakış, kendisine çevrilince o kadar hissedilmez bir an içinde, sanki donuklaşıyordu. Halbuki kendi ağzında yalnızca onun adı vardı, fakat resmi olarak “Suad Hanım!” değil, “Suad, Suad…”; fısıldayarak, âh ederek çıkan “Suad!” Konuşurken sevinçle yalvararak, şükran ve özlemle yalvaran “Suad” adı vardı. Ve ruhu onu bu seslenişlerle kucaklamak ateşiyle yanarken ona dinginlikle hitap etmek, bir eziyet oluyordu. Böylece kendisine seslenilmedikçe, o adı kendi kendisine söylemeye, ona yalnızlıklarda seslenmeye başladı; bu, yasak bir şeyin gizlice yapılması mutluluğuyla başını döndürüyordu, dudakları daima titriyor, daima o adla titriyordu. Odasına kaçıp binlerce kere “Suad!.. Suad!..” diye âh ettiği oldu.” 6. Reşat Nuri Güntekin – Dudaktan Kalbe Dudaktan Kalbe’de şöhretin şımarttığı genç bir kemancının, kendisini tutkuyla seven küçük bir kızı elde etmesi, daha sonra aşkın geçici bir gönül eğlencesi olduğunu söyleyerek hem kendi hem de küçük kızın hayatını mahvetmesi anlatılır. Dudaktan Kalbe, romanın başından sonuna kadar yaşanan Lamia-Kenan ilişkisinin iki sözcükle ifadesidir. Reşat Nuri aşkın nasıl bir duygu olduğu üzerinde durur. Romanın baş kahramanı olan Kenan’a göre aşk sadece dudaklarda yaşanmalı, onun bir zehir gibi kalbe inmesine izin verilmemelidir. Aşkı sadece dudaklarda yaşamak aşkın sadece bedensel boyutta yaşanması, bedensel hazla sınırlı kalınmasıdır. Kenan’a göre aşk bedensel boyutta yaşanmalı, ruhsal boyuta geçmesine izin verilmemelidir. Bedensel aşkın, diğer bir deyişle dudaklarda yaşanan aşkın özellikleri şunlardır Gelip geçicidir, gönül eğlendirir, hoşça vakit geçirtir, ayrılınca acı çektirmez, tatlı bir gençlik hatırası olarak tebessümle hatırlanır. “Lâmia, yüzünü havuza çevirmiş, çıplak bileklerinden birini arasıra suya sokuyor, sonra onu ıslatan suyun damla damla toplanıp parmaklarından düştüğünü seyrediyor… Zihni dalgın, gözleri yalnız bununla meşgul gibi… Kenan da elini yanındaki teneke oluklardan birine uzatıyor, bir parça su alıyor, süratle Lâmia’nın yüzüne, saçlarına serpiyor… Kınalı Yapıncak ürküyor, ürperiyor, birdenbire uykudan uyandırılmış bir çocuk gibi şaşkın bir hayretle gözlerini Kenan’a çeviriyor. Bu şaka için birbirlerine gülümsüyorlar, fakat yine bir şey söylemiyorlar… Lâmia tekrar havuza dönüyor, bileğini suya sokarak eski oyununa başlıyor. Bu sefer, Kenan da başını çeviriyor, onun güneşten yaldızlı bir pembelik almış boynunda hafif çiller, yanaklarında uzun sarı kaşlarının tüylerinde titreyen su damlalarım seyrediyor… Sol bileğine dayanarak havuza eğiliyor, köpüklü suların içinden bir salkım rûy-i nigâr çıkarıyor… Onun dalgalı pembe teninde su damlacıkları var… Dudaklarıyla bir iki üzüm koparıyor, sonra hafif yana eğiliyor; salkımı Lâmia’nın dudaklarına uzatıyor… O, tekrar irkiliyor, başını kaçırmak istiyor… Fakat sonra ürkek bir gülümsemeyle dudaklarını açıyor, avuçta yem yedirilen bir kuşun yavrusu tereddütleriyle birer birer üzüm tanelerini yemeğe başlıyor… Kenan, bir türlü gözlerini ondan ayıramıyor, Lâmia, bu haliyle çok güzel! Sivri ince çenesi, uzunca hassas burnu, ince sarı kaşları, hafifçe çıkık geniş alnı ve sevimli ve zarif! Sarışın başının sıkı örgüsünden kurtulmuş kuş tüyü gibi hafif, hemen hemen beyaz saçlar ince halkalarla alnında kıvrılıyor, görünmez gümüş tellerle iliştirilmiş gibi mütemadiyen titriyor. Hâlâ biraz evvelki damlalardan ıslak duran yanakları dudaklarına sarkan ıslak üzümler gibi taze… Kenan’ın parmaklarından üzüm salkımı düşüyor; sakin, telâşsız, hiç bir şey düşünmeden, söylemeden Lâmia’yı göğsüne doğru çekiyor… Genç kızda, biraz evvel ıslandığı zamanki kadar küçük bir titreme. O kadar…” 7. Orhan Pamuk – Masumiyet Müzesi Orhan Pamuk’un 2008 yılında yayımladığı Masumiyet Müzesi romanı aşk teması etrafında şekillenir. Olay zamanının 1975-2008 yıllarını kapsadığı romanda aşkın yanı sıra aile, ahlak, evlilik, cinsellik, zengin-fakir, doğu-batı, modernleşmede dönemin sosyal, siyasi, kültürel dokusuyla işlenerek anlatılır. Romanda işlenen konular, batıyı temsil eden, modern, zengin Kemal Basmacı, ailesi ve sosyete çevresi ile doğuyu temsil eden Çukurcuma semtinde yaşayan geleneklerine bağlı bir ailenin kızı olan Füsun’un modernizm ve gelenek algıları bağlamında değerlendirilir. “Tıpkı Şanzelize Butik’te çantanın parasını bana geri veremediği öğle vakti yaptığı gibi sessizce ağlamaya başladı. Hıçkırıkları uğradığı haksızlığa öfkelenen bir çocuğun hırçın sesine dönüştü. “Sana âşık oldum. Sana çok fena âşık oldum!” Sesi hem suçlayıcıydı, hem de beklenmedik ölçüde şefkatli. “Bütün gün seni düşünüyorum. Sabahtan akşama kadar seni düşünüyorum.” Ellerini yüzüne kapayıp ağladı. İçimden gelen ilk tepkinin salakça gülümsemek olduğunu itiraf edeyim. Ama bunu yapmadım. Hatta aşırı sevincimi gizleyip, duygulu bir ifade takınarak kaşlarımı çattım. Hayatımın en içten ve yoğun anlarından biriydi, ama halime bir yapmacıklık sinmişti. “Ben de seni çok seviyorum” Ama bütün içtenliğime rağmen, benim sözlerim onunkiler kadar güçlü ve sahici değildi. İlk o söylemişti, Füsun’dan sonra söylediğim için benim hakiki aşk sözlerime bir teselli, nezaket ve taklit tınısı sinmişti. Dahası, o anda ben gerçekten ona, onun bana âşık olduğundan daha da çok âşık olsaydım bile bir ihtimal bu doğruydu da, aşkının aldığı korkutucu boyutu ilk Füsun itiraf ettiği için, oyunu o kaybetmişti. Nereden, hangi rezil tecrübelerden edinmiş olduğumu bilmek bile istemediğim içimdeki “aşk bilgesi”, tecrübesiz Füsun un, benden daha içten davrandığı için “oyunu” kaybettiğini sinsice müjdeliyordu bana. Bundan, artık kıskançlık derdimin ve takıntılarımın sona ereceği sonucunu çıkarabilirdim.” 8. Oya Baydar – Sıcak Külleri Kaldı Oya Baydar’ın Sıcak Külleri Kaldı romanı 1960’lardan 2000’lere Türkiye siyasal yaşamının önemli olaylarına panoramik bir bakışı içerir. Kitapta ana karakter Ülkü, gençliğinde aşık olduğu ve daha sonra Dış İşleri’nde çalışan zengin bir ailenin burjuva oğlu Arın Murat ile Ülkü’nün evlendiği öğretim üyesi Ömer üçlüsünün yaşantıları odak alınarak tarihle yüzleşilmeye çalışılmıştır. Romanda yüzleşme önemli bir yer tutar, çünkü Arın karakteri yıllar sonra 12 Mart ve 12 Eylül başta olmak üzere devletin eylemleri konusunda bir basın açıklamasında resmi tarih dışı söylemleri nedeniyle öldürülmüştür. Ülkü, Arın Murat’la hep baştan alınan, bir türlü ilerlemeyen, bitirilemeyen bir aşk ilişkisi içerisindedir. Bu ilişki, her ayrılıktan sonra küllendiği sanılan ve her defasında kendi küllerinden doğan türden bir aşk ilişkisidir. “Madem bu kadar çirkinleştik, o zaman sonuna kadar götürelim dedi adam. Evet, bir başka kadınla birlikte oldum; buradaki kuzeyli kadınlardan biriyle… Sen Moskova’ya gelmeden kısa bir süre önce ülkesine döndü. Onu bir daha görmedim. Beni tanırsın; belki içten içe, bu ilişkiyi, yani kendi zaafımı, seni aldatmış olmayı hazmedemediğimden sana yaklaşamadım. Belki de içimde birikmiş bir hınç vardı sana karşı, belki geçmişimi hazmedememiştim. Ne de olsa küçük bir kentin işçi ailesinden geliyorum ben. İnsan yetiştiği çevrenin değerlerini ne kadar aşabilir ki! O köhnemiş değerleri aştığın, hepsinin üstüne yükseldiğini sanırsın, kendine yepyeni bir kimlik yaratırsın, sonra bir gün dehşet içinde hiç değişmediğini fark edersin.” 9. Necati Cumalı – Zeliş Necati Cumalı’nın Zeliş’te tütün tarlalarında çalışan on yedi yaşındaki genç bir kızın aşkı uğruna verdiği dillere destan mücadeleyi anlatır. Bu kız, babası tarafından sevmediği, istemediği bir adama birtakım çıkarlar yüzünden zorla verilmek istenir. Kendisini kaçırmak üzere pusu kurulduğunu öğrenince, sevdiği delikanlıya kaçmaktan başka çaresi kalmaz. Sevdiği delikanlıyla birlikte yollara düşerler. Pek çok sıkıntıya cesurca göğüs gerdikten sonra mutluluğu yakalarlar. Roman, aşkın her türlü zorluğun üstesinden gelebilecek güçlü bir duygu olduğunu onca kahrına, çilesine rağmen yaşanmaya değer güzel, tutkulu, heyecanlı, bir duygu olduğunu anlatır. “Kuyuya varmadan bir zeytinin altında oturdu. Tenekeyi dizlerinin üstüne yan yatırdı. Defterini kalemini çıkardı. Önce ne yazacağını bir türlü kararlaştıramadı. Sonra fazla vakit olmadığını da düşünerek, yarı sağdan soldan kulağında kaldığı gibi, yarı içinden geldiği gibi yazmaya başladı Çok kıymetli bir huzura… önce nasılsınız onu sormak isterim. O geceden sonra iyi misiniz? Bana gelince sabah akşam sizi düşünmekteyim. Bu kadar yakınımdasınız. Karşıdan karşıya sizi göreyim de yanınıza gelip derdimi söyleyemeyeyim. Buna zulüm denmez mi? Ben ne kadar uğraşsam size karşı duyduklarımı söyleyemem! Halimi size şu maniler anlatsın. Ay doğar aşmak ister. Al yanak yaşmak ister Şu benim garip gönlüm. Yâre kavuşmak ister. Karanfil ezenim yok. Ezip de gezenim yok Yıkılsın böyle yerler. Salınıp gezenim yok Akardım çağlamazdım. Gülerdim ağlamazdım Şileydim ayrılık var. Sana bel bağlamazdım. Bu manilerin altına okla yaralı bir kalp resmi çizdikten sonra “Sizi seven Cemal” diye imzasını attı. Defterinden yazdığı sayfayı yırttı. Katladı. Biraz sonra kuyunun başında Zeliş’in söylediği yere ocağın aşı altına yerleştirdi.” 10. Orhan Kemal – Cemile Romanda anlatılanlar 1934’te Adana’da yoksul bir işçi mahallesinde geçmektedir. Bu insanların yaşam mücadeleleri, işçi işveren ilişkisi, işçilerden birinin kurduğu oyun sonucu olan ayaklanma ve bütün bunların içinde yeşeren bir aşk. Orhan Kemal’in hayatından birçok otobiyografik öğeler taşıyan bu romanda, eşi Nuriye Hanım’a olan aşkını ve onun çocuk yaşta sırtlandığı zorlukları Cemile’de romanlaştırmıştır. Eserini de “Tekmil hayatı ıstıraplarla geçmiş, yıllardır kahrımı çekmekten usanıp yorulmayan cefakar karıma…” ifadesiyle eşine ithaf etmişti. “Tam bu sırada elinde bir takım kaatlarla Cemile’nin katibi iplikhaneden içeri girdi. Kara kız – Aha, dedi, Aslı’nın Kerem’i… Aklıma da geldiydi ha.. Usta bir gıcık alıyor ki.. Koca göbekli usta da katibi görmüştü. Yüzü derhal asıldı, ağanın kulağına – Senin Numan Beyin adamı… dedi, saat başı burda.. Halbuki iplikhaneyle hiçbir alakası yok.. Eline bir iki kaat alır, dolaşır. Maksat kızlarla angaje etmek.. Ağayı karşıdan gören katip de şaşırmıştı. Geri dönmek istemiş, şüpheyi büsbütün çekeceği için vazgeçmişti. Ağanın yanından geçerken – Nirye gidiyon? diye ağa sordu. Katip durdu. Yeni tıraşlı yanakları kızardı. Saçları briyantinden ışıl ışıldı. – Sinyor Orlandonun raporlarını götürüyorum efendim! dedi. İplikhane ustası – İtalyan’ın saat dokuzdan önce gelmediğini kendisine daha dün söylemiştim!.. Katip şaşaladı. Ağa sertçe – Dün, söylemiş sana.. Katibin gözü Cemile’ye kaydı.. gözgöze geldiler. Verilecek kandırıcı bir cevabı yoktu. Bununla beraber, birşeyler söylemeliydi herhalde. Gözü tekrar kıza gitti. Bu sırada ağa – Hadi bakalım, dedi, yallah! Burası angace yeri deel! Mahvolduğunu sanan katip döndü, birbirine dolaşan bacaklarıyla, çıktı gitti. Usta – Gece demez gündüz demez, burda! Yan gözle Cemile’ye baktıktan sonra – Ne hikmetse, diye tamamladı. Ağa aldırış etmemişti, tekrar Cemile’nin yanına sokuldu. Cemile’yse hırsından titriyor, yaşaran gözlerini saklamak için başını eğdikçe eğiyordu.” 11. Yaşar Kemal – Ağrı Dağı Efsanesi Yaşar Kemal bir aşk destanı olan Ağrı Dağı Efsanesi’nde “Benim çabam bu romanda destan atmosferini çağdaş romanda denemekti” der. Ağrı Dağı Efsanesi romanının halk anlatıları ile olan ilişkisi romanın adı ile başlar. Roman insan ile var olan bir tür olmasına rağmen burada aşk teması etrafında bir efsane ve bir dağ romanın merkezine oturtulmuştur. Roman Ağrı Dağı’nda bulunan dağ köylerinden birinde yaşayan Ahmet ve o dönemde oranın yöneticisi olan Mahmut Han’ın kızı Gülbahar arasındaki aşkı ve bu sevdalıların kavuşmak için yaşadıklarını anlatır. “Karanlık, ağır tortunun içinden bir süre fısıltılar geldi, sonra her şey derin bir sessizliğe gömüldü. Gülbahar’ın yüreği küt küt atıyor, zindanın soğuk kayalığında yankılanır gibi oluyordu. Ya da Gülbahara öyle geliyordu. Bekliyor, kimse, gelmiyordu. Bekledikçe coşkusu artıyor, yüreği daha çok, vurulmuş bir kuş yüreği gibi çırpınıyordu. Gülbahar’ın bu hali aşağıdan, tortudan bir karartı upuzun ayağa kalkıp yürüyünceye kadar sürdü. Kız yürüyüp gelen karartıyı görünce bir hoş oldu. Eli ayağı çözüldü, başı döndü, duvara tutunmasa düşecekti. Ahmedin soluğunu yüzünde duyunca birden kendine geldi. İkisi de bir süre öyle durdular kaldılar. Hiç birisi konuşamıyordu. Önce Ahmet Gülbahar, dedi, sen misin? Gülbahar Benim, dedi duyulur duyulmaz. Sanki çok eski zamanlardan beri dosttular, sevgiliydiler, candılar. İkisini de bir sevgi bulutu sardı. Sıcak, güzel, dost… Bütün zindana dağıldı bu sevgi. Ve zindanda bir sürü kınalı keklik vardı. Nerden bulmuşsa bulmuştu. Keklikler gece yarısı, sabaha karşı, dal öğlen, ne zaman olursa olsun keyiflenince ötüyorlardı. Aşağıda tortunun içinden bir keklik sesi geldi. Gülbaharı bu beklemediği ses irkiltti. Elini uzattı, Ahmedin elini tuttu, merdivenlerden yukarıya çıktılar, zindanın kulesinin oraya vardılar. Ovadan yanaydı kule. İki adım öteleri ucu bucağı belirsiz, derin uçurumdu. Uzaklarda yıldızlar, ova, incecik kalmış tepelerin üstüne bir ulu karanlık, Ağrının gölgesi çökmüştü. Ağrının üstünde çok eski, bir yanı silinip körlenmiş, donuk bir ay asılmış duruyordu. Az sonra ayın üstünü kapkara bir bulut örttü. Gülbahar Ahmedin elini bırakmamıştı. Gittikçe elleri yanıyordu.” 12. Halide Edip Adıvar – Kalp Ağrısı Selim İleri “Bu romanda, Milli Mücadele yıllarının derin izlerini art planda yakalarız. Öndeyse, bir avuç aydın insanın kalp ağrıları bütün şiddetiyle sürüp gider. Ateşten Gömlek’in, Vurun Kahpeye’nin yazarı şimdi bireysel sorunlara eğilmekte, dönemi için çok incelikli ruh çözümlemeleriyle bu sorunları irdelemektedir. Kalp Ağrısı’nın bir başka özelliği, Halide Edip’in son tutuklu aşk romanı olmasıdır. Yazar, aşk üzerine söyleyeceklerinin tümünü, sanki bu sızılı eserde söylemiş; sonra bir aşk kırgını gibi susmayı tercih etmiştir. Edebiyatımızın en güzel, en anlamlı gönül acısı romanlarından biri.” diyor. İlk kez 1924 yılında yayımlanan Kalp Ağrısı adlı eserinde Adıvar, 1900’lü yılların İstanbul’unu da eserinin merkezine yerleştirmiştir. “Çıplak kolumu kaldırdım, elimi başımdan öteye, arkaya uzattım. Ve mahmuz şakırtısıyla birisi hemen geldi, elimi tutacak zannettim, sonra birdenbire rahatsız edici bir sükût ârız oldu, hep birden sustuk. O dakikaya kadar saklambaç oynayan iki çocuk kadar çılgın ve manâsız bir sevinçle birbirimizi arıyorduk, ikimiz de henüz birbirimizi görmemiştik. Fakat bu görmeden, konuşmadan çok taze ve tatlı bir haz alıyorduk. Bundan daha manâsız ve çocukça bir şey olamazdı ve sırf bu manâsızlık içinde iki yaramaz çocuk gibi mesuttuk.” Kaynak Bir Aşk Romanı Huzur – Bilal Kırımlı, Halit Ziya Uşaklıgil – Elif Emine Özer, Mehmet Rauf, Eylül ve İmkansız Aşkın Ateşi, Reşat Nuri Güntekin – Dudaktan Kalbe, Masumiyet Müzesi’nde Modernizm Gelenek Algısı Herkese yeniden merhabalar! İnstagram hesabımdan ve blogumdan kitap yorumu girmediğim zaman hep yine tarihi aşk turfanına kapıldım diye belirtiyorum. Her ay kesintisiz hem historical hem de yetişkin türünde aşk romanları okuyorum. İki türü de çok seviyorum. Aslında genç yetişkin konusunda iki türü de ayrıca açıklayacağım; yani genç yetişkin ve yeni yetişkini. Öncelikle neden bu türleri çok sevdiğimi bir kısaca özet geçeyim. Küçüklüğümden beri nasıl sinema sevdalıysam ortaokul itibariyle içimde bastırmadığım bir aşk romanı sevdası da vardı. Ardından fantastik aşk romanlarına yönelsem de benim için her zaman en sevdiğim aşk romanı türü saf tarihi aşk olmuştur. Fakat tarihi aşk kitabı konu oldu mu manyak seçici bir okuyucuyum. Bu yazımda da genç yetişkin kitapları ve tarihi aşk romanları hakkında düşüncelerimi, önerilerimi ve yazar deneyimlerimi sizinle paylaşacağım. Kısacası uzun bir yazı olabilir! Umarım bu türleri merak eden okurlara yararım dokunur. İlk olarak tarihi aşk romanları hakkında konuşalım. Benim bu türde en çok önem verdiğim şey yazarın beni sarsmasıdır. Tek ana konu aşk olduğu için yazarın bunu öyle hissettirmesi gerekir ki anca beğenirsiniz. Bu yüzden karakterlerdeki mantıktan, betimlemeye ve kurguya kadar kitaptaki her şey benim için puan kırma sebebidir. Genelliğe uyan bir genç kız olduğum için en sevdiğim tarihi aşk romanı konusu kesinlikle nefretle doğan aşklar. Fakat ne yazık ki çok fazla yazar bu konuda beni sarsmıyor. Bir yandan sonra bu intikam vs. nefret dolu aşk beklenmedik bir şekilde karakter sayesinde yumuşuyor. Bu yumuşama olayı çok hızlı gelişiyorsa kitap gözümden düşüyor ne yazık ki. Ama fena süründürüyorsa manyak beğeniyorum. Tarihi aşk romanı okumaya ilk başladığımdan beri psikopat ruhum her zaman romandaki genç kızın iliklerine kadar acı çekmesini ister. Öyle ki bununla birlikte benim de tüylerim diken diken olup boğazıma bir yumru oturur. Bana bu hisleri yaşatan mükemmel hisleri size tabii ki önereceğim. Tarihi aşk romanları elbette gerekecek kadar yakınlaşma bölümleri içeriyor. Zaten genç yetişkin okuyanlar bunu asla takmaz ama yine de şayet rahatsız oluyorsanız ve tarihi aşk romanlarında da yakınlaşma kısımlarının genç yetişkin romanlarında ki kadar ağır geçtiğini sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Kesinlikle tarihi aşk romanları bu konuda daha ılımlıdır. Ayrıca intikam vs. nefretin ana konu olduğu kitapların yanı sıra en çok sevdiğim diğer kitaplar beni eğlendiren ve okumayı çok severek devam etmemi sağlayan espride nefis anlatıma sahip kitaplardır. Bu kitapların genelliğinde de erkek karakter soğuk olur, fakat genç kızın hareketleri ve buna karşılık okuduğumuz tepkiler kıkırdamamızı bile sağlayabilir. Bunun dışında da her konuda tarihi aşk romanı okumayı çok seviyorum ama belirttiğim gibi benim favori konularım bunlar oluyor. Zaten o kadar fazla tarihi aşk okudum ki artık bu türde bir kitaba 4 puan vermek benim için büyük bir şey oluyor. Ayrıca bu türde 200'den fazla kitap okudum fakat tam puan verdiklerim 25'e ancak ulaşabilir. O zaman önerilerime geçelimm. Benim okuduğum ilk tarihi romanları boş verin, biraz ağır kaçabilir. Benim size ilk önerilerim bu işin kraliçelerini biraz daha ileriye bırakmanız. O yüzden Anna Campbell, Julia Quinn, Kat Martin, Maya Banks, Kathryn Kramer, Elizabeth Hoyt, Lisa Kleypas gibi yazarları okumanız. Bu yazarların çıkan tüm kitaplarını okudum ve favorilerim arasında kesinlikle. Ama eğer bu türe keskin bir şeylerle başlamak istiyorsanız buyurun efendimmm. Monica Mccarty, Sophie Jordan, Judith Mcnaught, Brenda Joyce, Nicola Jordan, Kathleen E. Woodiwiss, Cathy Maxwell ve Rita Hunter. Bu saydığım yazarlar benim canımı okumuştur. Kitaplarında yaşadığım o duygu geçişlerini hala hatırlar ve canım sıkılıp beni etkileyen tarihi aşk romanı okuyamadığımda tekrar bu yazarların kitaplarını açar okurum. Julie Garwood da çok iyidir fakat o yazarın kitaplarının bazılarını çok uzun ve ağır buluyorum. Yine de okumanızı öneririm. Düğün, En Güzel Hediyem, Ödül, Gelin gibi kitapları çok ama çok güzeldir. Zaten favorilerimi verdiğim yazarların tüm kitaplarını göz kırpmadan okuyabilirsiniz. Bu türlerin daimi okuyucusuysanız vay halinize! Çok fazla tarihi aşk romanı okumuş olarak bir zamandan sonra berbat bir duruma düşüp kitap için yalvarıyorsunuz. Bu türün baba yayınevleri Epsilon vs. Pegasus'dur fakat kendileri son zamanlarda ne yazık ki daha büyük genişliğe hitap eden kitaplara öncelik vererek çok sevdiğimiz tarihi aşk roman yazarlarının kitaplarını çevirmeyerek bizden esirgiyorlar. Bu yüzden bir zamandan sonra güzel bir aşk romanı okuduğunuzda veya beklediğiniz bir yazardan yeni bir kitap çıkınca kalbiniz pır pır eder ve çığlığı basarsınız. Mesela ben Brenda Joyce'un son kitabı Gülün Sözü kitabıyla Elizabeth Hoyt'un son çıkan kitabının ekitap hali internete düştüğünde muhtemelen yarım saat kesintisiz çığlık atacağım mutluluktan. Brenda Joyce'un kitabı ben bu yazıyı yayınlayana kadar çıktı. Ve on dakika çığlık attım ekitabını gördüğümde. Ayrıca bu türde en eski kitapları bile araştırdığınız sürece ekitap olarak bulabilirsiniz. Bu türün ekitap konusunda çok geniş bir arşive sahip olması insanı mutlu ediyor çünkü türleri, kapakları ve içerikleri nedeniyle satın alınmaktan ziyade de ekitap okumak tercih ediyor genellikle. Son olarak bu benim en en çok sevdiğim yazarları ufaktan öveyim. Başta Rita Hunter'ı öneriyorum. Çünkü bu kadın bambaşka bir şey. Yazarın Tatlı Tuzak ve Kalbimi Çaldın kitaplarını o kadar manyakça beğendim ki ikisini de beşer kez okudum ve her seferinde gözlerimi doldurup berbat bir ruh haline girdim. Mis gibi dram kokan, aşırı nefret barındıran mükemmel iki kitabıdır gözümde. Bir de Ruhun Ateşi kitabı bana çok fena dokunmuştu, orada da kız karaktere fena üzülmüştüm. Sonra Judith Mcnaught'dan Düşler Krallığı ve İçinde Aşk Saklı kitaplarında beni bir güzel ağlatmıştır. Ayrıca Sonsuza Kadar, Seni Beklerken, Sonsuza Kadar kitapları da büyük favorilerimdendir. Ve gelelim tüm kitaplarını art arda okuduğum Brenda Joyce'a. Yazarın en ama en çok beğendiğim ve dört kez okuduğum kitabı Maskeli Balo'dur. Bunun dışında Bir Avuç Aşk, Yemin, Kaçak Gelin, İmkansız Aşk, Kusursuz Gelin, son kitabı olan Gülün Sözü ve tabii ki Tehlikeli Aşk canı gönülden bayılıp önereceğim kitaplarıdır. Kathleen E. Woodiwiss benim geçen yaz kitap okumaya başlamamı sağlayan yazardır. Kurt ve Kumru kitabına o kadar ölüp bitmiştim ki ona benzer bir kitap var mı diye kız kardeşimin başının etini yemiştim. İhtiras Çiçeği, Sonsuza Dek Kollarında da ayrı çok güzel kitaplarıdır. Sophie Jordan zaten Düğün Gecesi kitabıyla ünlüdür. Onun dışında tüm kitaplarını da okudum ve hepsini öneririm. Nicola Jordan da Ahlaksız Teklif kitabıyla ünlüdür, diğer kitapları da çok güzeldir. Cathy Maxwell, ve Monica Mccary de bu saydıklarımdan sonra çok sevdiğim favori yazarlarımdır ve tüm kitaplarını okudum. Gelelim genç yetişkin ve yeni yetişkin türüne. Bu türde tarihi aşk romanlarından daha acımasızım. Bu türde tam puan verdiğim çok az kitap vardır ve onları da sizlerle paylaşacağım. Her ne kadar bu türde puan kırmaya çok meraklı olsam da okumayı da çok seviyorum ve okumaktan vazgeçemeyeceğim türlerden biri kesinlikle. Ne yazık ki bu türde aşırı detaylı yakınlaşma bölümlerinin anlatımı vardır. Ve son zamanlarda instagram'da da aktif olduğum için bu durumdan rahatsız olanları ve özellikle olduğunu altını çizerek belirtildiğine defalarca kez tanık oldum. Ben asla bir kitaptan o sahneleri barındırdığı için puan kırmam. Beni delirten şayet sadece karakter gerizekalı çıkıp aklı fikri o durumda olursa. Bu türde özellikle seri kitaplarını daha çok beğeniyorum çünkü tek bir kitapla okuyucuyu etkilemek kolay olmuyor. Ve ne yazık ki bu türlerde manyak bir klişe anlayışı var. Okuduğum 100 kitaptan yarısından çoğu klişelerle dolu. Benim de bayıldığım kısım yazarın klişe yazdığı halde kendini bir şekilde bu durumdan sıyırmayı başarabilmesi. Bu yüzden bu bahsettiğim klişe turunun kazanı kesinlikle Colleen Hoover ve Anna Todd! Kendileri genç yetişkinden ziyade yeni yetişkin yazarları. Colleen Hoover'in ileri derece rahatsız olabileceğiniz tek kitabı Çirkin Aşk. Onun dışındaki tüm kitaplarını İngilizce bile okudum fakat o kitap kadar detaylı olduğuna şahit olmadım. O yüzden Colleen Hoover deyince aklınıza hemen detaylı bölümler gelmesin, istediği zaman kitabın kurgusuna göre o durumu detaylı yazıyor sadece. Anna Todd'un After serini geçen yılın sonunda bitirmiştim ve ilk kitap klişelerle dolu olduğu halde son kitaba kadar seriyi çok sevip son kitap da bittiği için deli gibi ağlamıştım. Anna Todd'un en çok sevdiğim özellikleri betimlemeleri ve akıcı yazmasıydı. Buna artı olarak gerçekten aşkı çok güzel anlatmıştı. Hele de Hardin'in Tessa için gösterdiği değişimler... durun ağlatacaksınız beni şimdi yine... Genç yetişkin de favori serilerim Grinin Elli Tonu ve Blackstone serisidir. Yeni yetişkin türünde de Hiçliğin Kıyısında, Off-capmus serisi, Başka Dilde Aşk, Maddox serisi özellikle son kitabı Tatlı Ateş favorilerimdir. Umarım bu türler konusunda öneri ve detay isteyenlere yardımcı olmuştur.

en güzel tarihi aşk romanları